Yazar Vecdi Erbay ile Söyleşi

Pirtûk û Weje söyleşilerinin bu haftaki misafiri sınırda ikiye bölünmüş bir Kürt köyünden, şair ve öykücü bir kalem: Yazar Vecdi Erbay. Yetkin kalemli iki dilli şair ve yazar siz okurlarımız için şunları aktardı:

1.JPG

  • Pirtûk û Weje: Kısaca eserlerinizi ve kendinizi tanıtır mısınız?

1965 yılında doğmuşum. Mardin’in Kızıltepe ilçesine bağlı Şenyurt’ta (Dirbêsiyê’de). Bunu özellikle vurguluyorum, çünkü Dirbêsî, Rojava sınırında bir belde. Rojava’daki yerleşim yerinin adı da Dirbêsî. İki Dirbêsî, tren yolu ve mayın tarlasıyla bölünmüş. Çocukluğumda başka gözlerle baktım karşı tarafa, ilk gençliğimde başka, şimdi başka gözlerle bakıyorum. Ve şimdi bunu anlatırken, bu ‘sınır’ üzerinden Kürtlerin elli yıllık sürecini konu alan bir roman yazılabilir diye düşünüyorum.

İki şiir kitabı, “Kuşkular Zamanı” ve “Yaz Sayıklamaları” ile bir öykü kitabı, “Masalın Ölümü” adlı kitaplarım yayımlandı. Birkaç yayıneviyle çalıştım ve kitaplar hazırladım. “İnatçı Bir Bahar- Kürtçe ve Kürtçe Edebiyat” adlı çalışmayı çok önemsiyorum. Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan kitap ile anadilim olan Kürtçeye katkı sunmaya çalıştım.

  • Pirtûk û Weje: Biri size edebi anlayışınızı sorsa nasıl yanıtlardınız?

Edebi anlayışımı bir yere oturtmaya hiç çalışmadım. İlk yazdıklarım (yazıp yırttıklarımın) bazı etkiler taşıyordu elbette. Taklit de diyebiliriz buna. Okuduklarım etkiliyordu beni ki, bu da doğal bir süreçtir sanırım. Garip şiiri de İkinci Yeni şiiri de etkiledi beni, Nâzım Hikmet ile Attilâ İlhan da. Roman ve öykü için de benzer bir durum yaşadım. Sonradan okumak konusunda nasıl seçici oluyorsa insan, yazarken de benzer bir süreç geçiriyor galiba.

Şimdi hangi anlayışa yakınım, bunu kitaplarımı okuyanlar karar versin isterim. Ama şimdiye kadar yazdıklarım için bir iki şey söyleyecek olursam, özetle, sosyal, ekonomik, siyasal süreçlerden bağımsız olmayan “gerçek insanı” yazmaya çalıştım.    

  • Pirtûk û Weje: Kurgu mu ilk tercihiniz yoksa daha çok toplumsal gerçekçilik mi ağır basıyor?

Toplumsal gerçekçiliği neden kurgudan bağımsız düşünüyoruz ki? Her romanın, öykünün, şiirin bir kurgusu vardır. Soruya şöyle cevap verebileceğimi sanıyorum: Toplumsal, siyasal duyarlılığı olan biriyim. Bir aşk hikâyesi ya da şiiri yazıyorsam, en azından arka fonda mutlaka siyasal ortam da vardır. Benim yazdığım kişiler benden bağımsız değil sonuçta. Gördüğüm, tanıdığım, duyduğum, hissettiğim insanları yazıyorum. Ama bunların hikâyesini kurguladığım da doğrudur. Kurgulamayacaksam bu öykü olmaz zaten. Bu beni toplumsal gerçekçi yapıyorsa, hiç şikâyet etmem. Başka türlü yazamam, ondan belki de…

Ama eğer kurgu derken postmodern, tarihi, bilim kurgu vb eserlerden söz ediyorsanız, severek okuduğum halde, bu türler yazmak için bana uzak görünüyor. Bugünü ve bugünün insanlarını yazmak daha çok çekiyor beni.

  • Pirtûk û Weje: Kürt siyasetinin Kürt edebiyatı ürerindeki etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz?

En kritik ve en çok konuşmamız gereken soru bu olmalı diye düşünüyorum. Çünkü iki alan birbirine karıştırılıyor çoğunlukla. Bir iki başlık altında değinmeye çalışayım.

Kürt halkının verdiğine benzer her siyasi mücadele kendi edebiyatını, sinemasını, tiyatrosunu da beraberinde geliştirmiştir. Bu mücadelenin içinde yer alanlar ve bu mücadeleyi güçlü bir şekilde hissedenler gerçekleştiriyor bunu. Kürtlerin kimi haklarından söz eden insanları hapisler, sürgünler, dağlar bekliyor ne yazık ki. Buralarda da değişik sanat disiplinleri hayat buluyor ve bunların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir “sürgün edebiyatı” kavram olarak mevcuttur dünyada, ama örneğin “dağ edebiyatı” var mıdır dünyanın başka bir yerinde, en azından ben bilmiyorum. Politik mücadele sanatı da etkiliyor, geliştiriyor, başka türlü olanaklar sağlıyor edebiyata.

Öte yandan siyasetin, dünyanın her yerinde baskıcı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Oysa edebiyat daha özgürlükçüdür. Siyaset kaygısı gütse de edebiyatın ihtiyaç duyduğu özgürlüğü arzu eder her eser. Ama reel politik ortamda bu her zaman sağlanabiliyor mu, pek sanmıyorum. “Sivil sanatçılar”ın siyasetçinin baskısıyla karşılaştığını biliyoruz. Elbette her siyasetçi güçlü bir yazarın politik anlayış olarak kendisine yakın durmasını ister. Ama ben siyasetçinin yazarla eseri arasına bir mesafe koyması gerektiğine inanıyorum. Kürt edebiyatına yazdıklarıyla önemli katkılar sunmuş bir yazar siyasetçinin yanında durmuyor olabilir. Bu, siyasetçiye, yazarı mahkûm etme hakkı tanımamalı. Yazar politik görüşleriyle öne çıkıyorsa, onun politik görüşleri tartışılmalı elbette. Ama yazarın eseriyle okur arasına siyasetçi girmemeli. Eser Kürt edebiyatına dâhildir çünkü ve onu mahkûm edecek olan da edebiyat katında önemli bir yere çıkaracak olan da okurdur. Kimi dönemler Kürt siyasetinin Kürt edebiyatı üzerinde dolaylı da olsa etkisinden söz etmek gerekiyor. Siyaset tezcanlıdır edebiyata göre ve etki alanı daha fazladır. Bu avantajı edebiyatın önünü açacak yöntemler için de kullanmasını isterdim. Bu konuda söyleyecek, tartışılacak çok başlık var, ama şimdilik burada bitirmek gerekiyor.

4k.jpg

  • Pirtûk û Weje: Kürt romanı sizce var mı? Varsa birkaç örnek verebilir misiniz? Yoksa sizce bunun nedenleri neler?

Kürt romanı Erebê Şemo’dan bu yana vardır elbette. Siyasi baskılar, yasaklar vb nedeniyle Kürt edebiyatı “yeraltına” inmek, sürgüne çıkmak zorunda kaldı hep. Bu durum, kuşaklar arasındaki bağı kopardı, edebiyatın geri plana itilmesine, ağır aksak ilerlemesine neden oldu. Öte yandan en büyük sorunlardan biri de Kürt yazarların egemen dillerde yazmak zorunda kalması ve parçalar arasında alfabeden kaynaklanan iletişimsizlikten de söz etmek gerekiyor. Kürt edebiyatı hakkında iyimserim. Bu kadar büyük badireler atlatmış bir dilde romanın yazılıyor olması tek başına mucize gibi bir şeydir.

Son on yılda çok başarılı romanlar yazıldı. Konuların çeşitliliği, dilin giderek zenginleşmesi, deneysel diyebileceğimiz romanların yazılması Kürt edebiyatının (ve dilinin) geleceği için umut verici olarak değerlendiriyorum. İsim vermem gerekirse uzun bir liste hazırlamam gerekiyor. Adını unuttuklarımı üzmek istemediğim için hiç isim vermeyeyim.

  • Pirtûk û Weje: Kürt öykücülüğü denilince aklınıza ilk ne geliyor?

Kürt öykücülüğü denince benim aklıma Helîm Yûsiv ve Türkiye’de yayımlanan ilk öykü kitabı “Mêrê Avis” geliyor. Çünkü Kürtçe okuduğum ilk kitaptı ve Helîm ile çalıştığım gazete için bir röportaj yapmıştım. Kitaptaki bazı öykülerin dili ve tarzı çok şaşırtmıştı, başarısı nedeniyle çok sevindirmişti beni. Sonra yeni öykücülerle de tanıştım. Bunlardan bazıları daha sonra romana yöneldi. Öykünün şöyle bir kaderi var galiba, öykü kitaplarıyla okur karşısına çıkan yazarlar bir süre sonra romana yöneliyorlar. Kürt yazarlara özgü bir durum değildir bu, Türkçe yazan yazarlarda da gözlemleniyor bu geçiş.

  • Pirtûk û Weje: Kürt edebiyatının handikapları?

Dile yönelik baskıları ayrı tutarsak, Kürt edebiyatının handikaplarını dünya edebiyatının handikaplarından ayrı tuttuğumu söyleyemem. Arayışlar devam ediyor ve bu iyi bir şeydir edebiyat için.

  • Pirtûk û Weje: Kürt edebiyatında eleştiri nasıl olmalı?

Hep söylediğim, inandığım bir şeydir, edebiyat varsa eleştiri de vardır. Yazar/şair beraberinde kendi eleştirmenini de getirir. Kitap tanıtımlarıyla, sırf Kürtçe yazıldığı için kitapların övülmesiyle başlayan süreç, eleştiri dergilerinin yayımlanmasına kadar geldi. Yukarıda Kürt edebiyatı için iyimser olduğumu söylemiştim, eleştiri dergilerinin çıkıyor olması bu iyimserliğimi pekiştiriyor. Edebiyat eleştirisi nasıl olmalı sorusunu ise, dünyada nasıl yapılıyorsa öyle yapılmalı diye cevaplamak isterim. Klasik kriterleri vardır edebiyat eleştirisinin, akademiktir. Ama eleştirmenlerin akademik argümanlarla yetinmemesini, eleştiriyi edebiyatın bir türüne dönüştürme becerisi göstermesini isterim. Bu şekilde kitabı okura ulaştırmanın daha etkili olacağını düşündüğüm için…

  • Pirtûk û Weje: Kürt yazarının en büyük sorunu sizce nedir?

Kürt yazarlarının Kürt olmaktan kaynaklı kendine özgü sorunları olduğu muhakkak. Ama bana kalırsa yazar olmak, kendi içinde bazı sorunlar taşır zaten. Sürekli araştırmak, hissetmek, yorumlamak gibi… ve elbette kendisi gibi yazmak. Bu da bütün dünya yazarları için temel ve büyük bir sorundur.

  • Pirtûk û Weje: Yazarlar arasında nasıl bir dayanışma olmalı?

Yazarlar arasında en büyük dayanışma eserleri üzerinden olur kanısındayım. Yazarlar birbirini kıskanır, görmezden gelir, eleştirir. Ama en çok birbirlerinin yazdıklarından beslenirler. Farkında olmadan, bilince çıkarmadan birbirleriyle dayanışma içinde olurlar. Siyasi, ticari vb dayanışmadan söz etmiyorum, bu alanlarda insan olarak dayanışmak gerekiyor zaten.

  • Pirtûk û Weje: Bu değerli yanıtlarınız için teşekkürler ederiz.

05.12.2016

 

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s