Süleyman Deveci: Büyük Dağda Küçük Köy – Orhan Çelik

Büyük Dağda Küçük Köy adından da anlaşılacağı gibi bir köy romanı, köylülerin, Ağrı´nın eteklerinde yaşayan küçük bir köyde yaşananların belirli bir kesitinin ufak ama iri bir anlatısı, yansıması. Nedense köy edebiyatı ve ürünleri bizim gibi ömründe köy yüzü görmemiş burnu havadaki garip edebiyatçılar yada yazıp çizenler için ilk başlarda pek o kadar dikkat çekmez, hakkedilen ilgi ve yeri bulup görmezler. Ama edebiyatta derinleştikçe, yüksek edebiyata bulanıp bulaştıkça en güçlü edebiyat izlerinin köylerden geldiğini, farklılıklardan, bilmediklerimizden, tanık olmadıklarımızdan, görüp duyup işitmediklerimizden, doğa tasvirlerinden, insan ilişkilerinden çıktığını geldiğini öğrendiğimizde utangaç bir mahcuplukla dünyayı yeniden keşfediyormuş gibi aşka gelip bu ve benzeri yapıtları arama telaşına düşer, Orhan Çelik gibi üstatların acaba ne anlattıklarına kafa yormaya başlarız.

Orhan Çelik edebiyat ile öğretmenlik yaptığı yıllarda tanışmış, ilk öykü denemelerini de Karadeniz´le tanıştığında Ordu´da öğretmenlik yaptığı yıllarda yazmış. Ardından Ağrı/ Doğubeyazıt´a tayini çıkmış ve 1984 yılında burada öğretmenlik yaptığı yıllarda ilk romanı Büyük Dağda Küçük Köy´ü yazmış. Gerisi bir Türk klasiği, Kürt gerçekliğine giden yola döşenmiş taşların ayağa dolanması. Soruşturma, sürgün, yalnızlık, devlet tarafından fişlenme, sıkıntılar, sorunlar ve Orhan Çelik yanıt olarak inadına daha çok edebiyat demiş, daha çok yazmış. Bugün edebiyat dünyamızda özellikle öze dönüşün en anlamlı çalışmaları olan Kürtçe edebiyatta, bilhassa Kürt tiyatrosunda ve anlatımında onu, en azından bizim buralarda tanımayan yok.

bdkk.jpeg

Roman usta bir kurgu ile yöre köylerinin ağası Zülmat Bey´in yanına goygoycusu, şeriatın temsilcisi ve koruyucusu Mele Kerim´in içeriye girdiği andan itibaren ki gözlemleri ile, dahası küçük baş hayvan tüccarları ile köylünün bir kısmının bir araya geldiği bir ilkbaharda akşam meclisine gelmesi ile başlar. Çelik´in daha ilk sayfalarda ki anlatımlarından onun belirgin olan ve öne çıkan bir biçimde dengbejler geleneğinden geldiğini, meclis, ziyaretçiler, burada konuşulup yaşanılanların veriliş tarzı, anlatım öğelerindeki zenginlik, sıradan sohbet ve görüntülere anlam, çok yönlülük yüklemek gibi göze batan keyif çağrıştıran, edebi yanının dikkat çeken ve anlatacağı çok seyleri olduğu hemen kendisini gösterir.

Zülmat Bey´in hanımı Zülfünaz´ın verdiği çaylar içilip hazırladığı yemekler yenilirken Mele Kerim sanki evin sahibi, köyün asıl yetkili sorumlusuymuş gibi Şehozo´ya neden geldiğini, dahası ne istediğini sorar. Şehozo isimli küçük baş hayvan tüccarı köylü, o yıl epey borçlandığını ağanın yardımına ihtiyacı olduğunu anlatır. Şehozo, Türk Dışişlerinin her yıl Ermeni Soykırımını ABD kongresine getirmeme ustalığından daha zeki ve yetkin bir diplomasi savaşı ile ne eder eder Zülmat Bey´i, Mele Kerim´i ve ağanın karısı Zülfünaz´ı etkisiz hale getirerek, dahası kıvrak ve tilki gibi kurnaz manevralarla işin içine katıp onaylarını, onlara daha çok değer, anlam, kimlik ve kişilik vererek küçük bir sürüyü, 150 hayvanı, keçileri, toklukları (erkek kuzu) faizi ile vermeye ikna eder. Dahası Bey ben verdim gitti, köylüler kendi kararlarını kendileri versin der.

Ertesi sabah çoban Zıbo´nun beklediği Zülmat Bey´in keçi sürüsü ziyaret edilir. Bir başına kalan köylülerin tek şansıdır, biricik geliridir aslında tokluları tüccar Şehozo´ya vermek. Bir tek çoban Zıbo dışında. O kendi hakkı olan bir önceki yılın çobanlık hakkı olan oniki toklusunu vermek istemez. Ağa Zülmaz Bey´in hışmına uğrar. Ağır küfür ve hakaretler arasında çaresiz kalır, dahası itiraz şansı bile olmaz. Bu ticaret ve alışverişin şeriatça uygun olduğu Mele Kerim´in tasdiki ile de mühürlenir.

Roman Gevro köyü sakinlerinden çoban Zıbo´dan Zülmat Bey´e, Mele Kerim´den, Zülmat Bey´in hanımı Zülfünaz´a, Ağrı Dağı´nda eşkiyalık yapan Seyit Han´ın öyküsünden Bekçi Bekir´e, Hatun Ana´dan Zino´ya, Evdalê Zeynike´nin hikayesinden Gevroluların daha sonra yayla yüzünden silahla çatışacakları Memedkolara, Büyük Gili Dağı ve çevresindeki günlük yaşamı bir usta edebiyat söylemi ile aktarır. Romanın sonu usta bir felsefi söylemin bir çobanın ağzından dillendirilmesi ile çözüme giden yolun ilk kurşunu gibidir. Bugünlere Zıbo gibi olanlarımızın bu tür soruları sorması ile geldik.

Süleyman Deveci

 

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s