Şair ve Yazar Müslüm Aslan ile Söyleşi

Geleneksel Pirtûk û Weje söyleşilerimiz bu defa genç ama kalemi olgun, yeni kuşak bir şair ve yazarla devam ediyor: Müslüm Aslan. Edebiyatla içiçe olan Nusaybinli konuğumuz siz okurlarımıza şunları anlattı:

ma2.jpg

Pirtûk û Weje: Kısaca eserlerinizi ve kendinizi tanıtır mısınız?

1974 yılında Nusaybin e bağlı Yandere köyünde doğdum. Kürtlüğü anlatan hikayaler içinde büyüdüm. Babam belediye işçisi idi. İşinin ilçede olmasından ötürü Nusaybin‘ e taşındık. İlk ve orta öğrenimimi aynı yerde tamamladım.

Çocukluğumda hatırladığım ve aklıma kazınması kadar hayatımın merkezine oturan bir kaç anım vardır. Dedem, Cigerxwîn’in bütün kitaplarını avluda saklar ve yine beraber çıkarırdık. Her okuyuşundan sonra bu tekrarlanırdı. Ben okuma yazmayı yeni sökmüş ve okurken anlamazdım. Dedemin gözlerini yumup kendinden geçercesine suskun suskun dinlemesi derinden nefes çekmesi beni çok etkilerdi. Ve sonra aynı şiirleri şarkılarda dinledim. O suskunluk ve o çığlıklar içimde bir araya gelir beni ucu bucağı olmayan sorularla arayışlara sokardı.

Ve sonra 12 Eylül darbesi ile o korkular, saklanan endişeler… İnsanların o asker cemselerine bindirilmeleri…Gördüğüm bir çok yüzün ortadan kaybolmaları. Ve yalın çocukluk…

Çocukluk.. dedem, korkular merakım ve bulamadığım cevaplar. Beni bana doğru, yolculuğa çıkaran bir çok şey içime iltica etmemi sağladı. Bu sağlayış ki beni kendimi ifade etme arayışlarına sürükledi. İlkokulda en zorlandığım zamanda 11 yaşlarında arkadaşlarından ayrı kalacağımın sıkıntısı şiir yazdırmıştı.

O gündür bu gündür zora girdiğimde ya da direnmek istediğimde bir piskopat gibi dizeleri bileyip dör bir yanımı kolluyarak kendimi korumaya çalışıp, saldırırım.

1990 yıllarında aile fertlerimden etkilenerek siyasete bulaştım. Çocuktuk ve şiire bulaşan halim beni kimsenin daha adını bilmediği patikalara savurmuştu.

1991 de cezaevine girdim 10 yıl cezaevi yattım Kürt siyasetinden. Dışarı çıktığımda Ütopya, Dem dergisi, Nubin gibi dergilerin çıkarılmasında rol aldım. 2004 yılında hem içeride hemde dışarıda yazdığım bazı şiirlerden oluşan “AYNA” adlı şiir kitabım çıktı. Onu 5 yıl sonra izleyen “RU” adlı şiir kitabı ve dışarı çıktıktan 14 yıl boyunca değişik tarihlerde yazdığım “Nehirler Zindanlara Dökülür” adlı deneme kitabım çıktı.

Pirtûk û Weje: Biri size edebi anlayışınızı sorsa nasıl yanıtlardınız?

Edebi anlayışım özene bezene mekanikçe şöyle olunması yönünde bir çaba sonucu oluşmadı. Bir ağaç nasıl yetişip dalları, dallarında yapraklar doğal haliyle gelişiyorsa çocukluğumun şekillenişi gibi edebi anlayışımda benimle bir gölge gibi büyüdü. Bazen o bana yol gösterdi bazen ben, iki yoldaş gibi beraber yol aldık. İlk şiir okuldan ayıranlara nasıl yazılmışsa ikinci ve sonrakilerde benzerdi. Yitirdiklerimi sardım şiirlerime karda kaybettiğim parmaklarıma üşüyen umutlara ve o tarifsiz patikalarda ardına verdiklerime yazıldı şiirler.

Toplumsal gerçekliğimizi tanırken, o engebelli anlaşılmazlıklarda önümüze çıkan zorlukların bizden aldıkları, ödettiği bedeller girdap gibi içimizde dönerken, sancılarla aşınanlardan doğdu edebi bakış açım. Onlardan edeb aldım edepçe sözcükleri yine adadım. Toplumsal gerçekçi bir bakış açısı ile çığlığımız bir bildiri gibi kendisini ifade ederdi bende. Onun ötesi bir edebi yaklaşım zaten yürüyüş içinden çıkan birine yakışmazdı. Bize yakışanı ya hakkıyla ya da eksik yerine getiren biriyim bu farklı bir konu.

Pirtûk û Weje: Kurgu mu ilk tercihiniz yoksa daha çok toplumsal gerçekçilik mi ağır basıyor?

Bir edebi eserde toplumsal gerçeklik daha ağır basarsa edebi metin, edebi metinden uzaklaşıp siyasi metinlere evrilir. Çünkü devrimci edebiyat ya da devrimci şiir de siyasi damganın hem gökyüzü hem toprak hem ses hem dinleyiş olması bütün renkleri kendi himayesine alıp kalması gitmesi ya da seslenmesi anlamındadır. Edebiyat renkli duruşunda mananın kendisine akar sığınır. Sığınış bir sonuçtur. Gerçeklik olağan haliyle anlaşılmaz ve anlatılamaz. Eğer görüngü mevcut hali ile çabasız bir şekilde anlaşılır olsaydı, yansıtmak için itinalı anlatma yol yöntemlere ve sanatsallığa gerek duymazdı. O nedenle yaratanın işi kurgu ile gerçekliği işlemektir. Gerçekliği olağan çıplaklığı ile anlatarak toplum içinde ait olduklarının yanında duran siyasetçi olur bana göre. Ama bunu renkler ve duyguların notaları ile anlatanlar, hisleri ile tümcelerini kesinleştirenler ise başka kategoride olurlar.

Toplumsal gerçeklik susan hal… kurgu onun renkle, ustalıkla başkaca dillendirir…Şiir kurgunun en hareketli ahenkli halidir, sınırlara aldırmadan nefessiz kalsada durmadan koşan ama gerçekliğinin ana karasına düşendir.Ya yağmur ya kar tanesi yada ıslık ıslığa bir rüzgar.

Gerçeklik ülkem gibi içinde olduğumdur, kurgu kendimi ifade etme şeklimdir.

Pirtûk û Weje: Kürt siyasetinin Kürt edebiyatı üzerindeki etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Siyaset, sınıf çıkarlarının sistematik şekilde tasviri ise; Bizim halk çıkarlarımızın temsili doğrultusunda doğan gelişen büyüyen siyasetle halk varlığına ve Kürtlüğüne sahiplenişle birlikte çok yönlü bilinçte gelişmeye başladı. Siyaset halkın varolması gerektiğini, kurtuluşunu ifade ederken, dilin, sanatın her dallarınında olması, gelişmesini de işaret etti.

Sıfırdan yaratan halkı, işaret eden siyaset her zaman edebiyata yol göstermiştir.

Şu hep geçerli olmuştur şimdiye kadar; kişi güçlü ise etkiler onda belirleyici olmamış, kişi hem kendisi hem sanatsal bakışı,yaratımı güçlü ise etkiler onda etki, kendi kişiliği belirleyici olmuştur. Bu yüzden siyasetler hep önde edebi şahsiyetlerde arada derede kalmışlardır.

Edebiyat, müzik, resim kalıplardan kurtulup bambaşka hali ile yol açan çığır açan eleştirisel anlayışı ile yürüyememiştir. Sıkışan siyaset sıkışan edebiyat, sloganik siyaset sloganik edebiyat, birleşmeyen ayrıksı kalan siyaset birleştirme gücünden yoksun edebiyat halini almıştır. Ne zaman kürt siyaseti edebi yaratımlar içine alnınan sloğanlardan çok siyasi söyleyişiler içine akarsa o zaman edebiyatın siyasetten bağımsızlığını ilan ettiğini hatta yol gösterdiğini söyleyebiliriz.

ma.jpg

Pirtûk û Weje: Kürt romanı sizce var mı? Varsa birkaç örnek verebilir misiniz? Yoksa sizce bunun nedenleri neler?

İnsan mirasının eksik olması kadar işini zorlaştıran bir şey yoktur. Ve işin tuhaf tarafı bunun toparlanmasındaki zorluklar, yoksunluklar ve arayış esnasındaki kaygılar korkular….

Edebi miras yoksunuyuz ve kimlik kadar da yağmalanmış çalınmış değişime uğramış.

Katliamlarla sonu getirilmeye çalışılan halkın direnişi ile birlikte dallarında yeşeren bu yapraklarıdan her birinin adı var, birinin adı müzik, birinin adı şiir, birinin adı resim vs. Tomurcuklanan büyüyen yeni bir hayatın romanı da sancılı yazılır. Bu gerçekliğin romanı aslında çok güzel yazılır ve yazılması lazımdı.

Yazılmadı mı yazıldı ama yukarıda sözünü ettiğim korkular ve endişelerden siyasetimizin arasında sıkışan edebiyatımızın yanında bunun daha değişik bedellerinin de hesaba katılmasından hep ezop kalındı. Bir çok devrim bazı romanlarla örgütlendi, insanlar romanlarla mücadelenin ilkleri oldu. Ama bizde öyle bir şans yoktu.

Romanlarımız ya örgü anlamında çok eksik, kurgu anlamında çok karmaşık, ya da ne örgü ne kurgu kendi halinde anlatımlarla yarım mesajlarla yazıldı. Ya da yazanın mücadele ile uzaktan yakından alakası yoktu, kulaktan duyma eksik şeylerle yazıldı. Ya da devlet memuru idi ülkede farklı adlarla kıyısından köşesinden geçerek birşeyler yazdı.

Zamana damgasını vuran yapıtlar sayılıdır bizde örneğin Ülkeye Dönüş Dörtlerin Gecesi..

Ve sonra Kasırga Taburu... Dağlar Konuşsun adlı romanlar . Bunlarda muhteşem zamansal romanlar ama gerçeklik kadar objektif ve propagfanda ile ilintisi ve olması tartışılır. Sonra bir ressam düşünün karşısında harabe var ama elmayı çiziyor. Ülke durumu başka alemlerde iken çok mükemmel ama ülke alemi ile alakası olmayan romanlar yazıldı. Bunlarında bana göre irdelenmesi gerekir.

Pirtûk û Weje: Kürt öykücülüğü denilince aklınıza ilk ne geliyor?

Öykücülük, yazmak.. olmak ve yaşamak kadar birbiri ile ilintilidir. Nasıl olunuyor da nasıl yaşanmalı sorusu ve cevabı gibidir. Bunu güzel başaran arkadaşlar var. Bunu uzun soluklandırıp bir romana dönüştürmemekte eksiklik. Yani kısa koşmak kadar uzun koşulması istendiğinde de koşmak gibi. Ben elimden geldiğince isim vermek istemiyorum. Bu nedenle isim vermezsem daha iyi. Sadece bazı belirlemelerde bulunmak istiyorum.

Bana göre içinde bulunduğun durumları koşulları ve imkanları ile ne kadar tanımlayıp buna göre düşssel dünyanı geliştiriyorsan o kadar yaratıcı olursun. Umutlarına da sesin ve harflerin yakın durur. Şimdiye kadar okudğum en fazla etkilendiğim öyküler içeriden çıktı.

Yaşadıklarını en iyi muhasebe edenler zindan duvarlarına sıkışan arkadaşlardır ve bu yıllardan koparılışa inat düşlerinin dünyasını durmadan genişletip nefessizlikerine nefesi edebiyatla katanlardır. Çok gerçekçi ve çok kutsal yazıp anlatıyorlar geniş hayal dünyaları ile hapis edilmiş yıllara aldırmadan duvarları yıkarak.

Pirtûk û Weje: Kürt edebiyatının handikapları?

Ben konu başlamadan biten romanlar bilirim, tam başladı derken biten ve neden bittiğine anlam veremediğin ve keşke bunun yazılması için acele edilmezseydi dediğim romanlar.

Bir yola girişmeden önce hesap kitap iyi yapılır erzak malzeme hazırlanır ve psikoloji ve bilinçsel olarak yazar kendisini donanımsallaştırır ve girişir yola. Kaygı partisel ve çevresel olmadan, kaygı tümsel amacın kaygısı olarak kişi kendisini çevresel etkilerden kurtararak korkusuzca ve kişilerin örgütlerin ne diyeceğine bakmadan, öznelliği ile farkındalığını ortaya koyarak yürürse belirttiğim döngüsel yanlışlardan kurtarır ve klasik handikaptan kurtarır.

Netleşmemiş, üzerinde doğruluk ve genel kullanı kararına varılmamış, Kürtler gibi parçalı bir dil var, her yıl değişen sözlükler, genişleyen sözcükler ve yanlışlanan yetersiz görülen kelimeler var. Yek vucut haline gelmeyen bir dil, durulanmamış kelimeler de sorundur, engeldir, handikaptır.

Yaranmadan yaratmak misyon yüklemek gelişi güzel zor handikaplardan kurtarır.

Yazar kitleleri, yazar partileri, yazar devleti yazar bir çok kaygı hesabıyla yaratıyor. Yazar bir kere bir çok isyanla kalemini bileyecek farkındalığına kuşanarak yürüyerek yaratacak o zaman bağımsızlığında farklı zenginlikle görebileceğiz yazarı.

Pirtûk û Weje: Kürt edebiyatında eleştiri nasıl olmalı?

Kürt edebiyatında eleştiri nasıl olmalı demekten ziyade, Kürt yazarının özleştirisi eleştiriye yer bırakmaz. Çünkü eleştiriden önce öz eleştirinin paylaşımı eleştiri gerektirecek durumları ortadan kaldırır. En büyük eleştiri çıkarılan deneyimlerin paylaşıdır hata, eksikliğin yaşanma atmosferini daraltır.

Bununla beraber hata irdeleme üzerinde kafa yormak ve bunu bir derinlikli uğraşla çaba ile fedekarlıkla, ustalıkla anlatan pirlerimizin azlığıdır. Klavuz olacak arkadaşlar hemen hemen yok. Küçümsemek, yermek, iğnelemek, eksik görmek, gözden düşürmek farklı şeyler, gerçek anlamda güçlendirici reçetelerle deneyimlerle bir çok şeyin önünü kapatma büyüklüğünü yüceliğini ilkliğini göstermek işaret etmek farklı şeylerdir. Soruyorum kapsamlı şekilde Kürt edebiyatında edebiyata el kitabı olabilecek bir eser yaratan var mıdır? Ben bilmiyorum duymadım. Çünkü karşımızdaki için kafayı tam yormuyoruz ve kendi yaramızıda saklıyoruz.

Eksikleri eksik görüyoruz, eksiklikleri eksik eleştiriyoruz getirmeden cümlelerimizin sonunu.

Pirtûk û Weje: Kürt yazarının en büyük sorunu sizce nedir?

Kürt edebiyatının miras ve miras toparlama sorunu olduğu kadar Kürt yazarının kafası rahat değildir ve başı hep belaya girmeye adaydır ki Kürdün yaşadığı topraklarda sıradan bir bireyin söylediği yazdığı bir kelime ona pusuya dönüşebiliyor. Engeller bir ağ gibi çevresini sarmıştır. Ve sonra devlet kadar örgütsel sorunlar, ideolojik taraf kılmalar, temelsiz karşıt söylemler, aklanmalarla başbaşa kalıp mücadele etme Kürt yazarının sorunlarındandır.

Kürt yazarının ekonomik sorunu durmadan öne geçer okumak kadar yazmak ekonomik rahatlık sonrası erişilmesi gerekendir hayat şartlarında. Kürt yazarı açtır, kafası rahat değildir, hep tehlikenin kılıcı altındadır, birde bu açılardan Kürt yazarının sorununa bakmak lazım. Yani hep edebi ölçüler düzeyinde olması gereken durakları irdeleyip hesaplarken, onun da genelleşmesini engelleyen misyonlarına ulaşmasını engelleyen, küçük ama dağ gibi sorunlarının olduğunu da unutmamak gerekir.

Pirtûk û Weje: Yazarlar arasında nasıl bir dayanışma olmalı?

Kürt Yazarlar Derneği’nin üyesiyim, Kürt PEN üyesiyim ama ne yazık ki birbirimizi fazla tanıyacak koşullarımız ortamlarımız olmadı. Oysa bu oluşumlarda aslında bireylerin bir çok sorununu ihtiyacını bilmek gerekir, oranın üyesi olmanın getirisi bu. Kitaplarımızın tanıtımı imza günleri basımları bir çok konuda destek yardımlarımızın olması gerekirken henüz birbirimizin kitaplarının isimlerini bile bilmiyoruz. Tanımadığımız yazarları eleştiriyor, tanıdığımız yazarları da yaptığımız röportajlarda çok saygılı çok sevgili çok kusursuz yazarlar olarak öneriyor, ön plana çıkarıyoruz. Çok hesapsız hesaplar, çok kısa uzunvadeli kelimeler, öngörüsüz perspektifler ve irdelenmesi gereken a-edebi yaklaşımlar.

Kürt yazarının sesi kısıktır örgütsüzdür. Devleti rahatsız edecek örgütlemeyle süreçlerin uçurumlardaki hallerini anlatan açıklamalar yaptığına denk gelmedim. Ülkede yanlışlar ve diktatörler bu topraklarda zülm sarmaşıklarını büyütürken herkes kendi suskunluğunda kaldı, yazarların arasında bir araya gelip bunu bozanlarla karşılaşmadım.

Yazarlar öngörünün sesidir oysa, ikazın ta kendisidir. Yazar yazmadan konuşmadan yapamaz, ne yazıldı ne konuşuldu? Bu kan gölü sularının yüzeyinde dalgalanan dağılmışlığını ve suskunluğunu seyretti yazar. Yazmak bedeldir böyle dönemlerde, yakalanmaktan sorgulanmaktan firarilikten ve sürgün olmaktan korktu, korkmaması gereken yazar.

Eğer bu ülkede aydınlık az ise barış suskun ise ve kaos durmadan keskin bıçağıyla bedeller alıyorsa, diktatörler insanları istedikleri şekilde uyutuyor, yürütüyor, ses, tepki adına bir şey bırakmamışsa yazarların dayanışma eksikliğindendir. Ve bu sadece bu ülke için geçerli değil dünyanın her yerinde geçerlidir.

Yazarlar bir ülkenin ufuğunda aydınlık hüzmesi iken kendilerinden bihaber cılız tepkiler, akortsuz cümleler korosu olmamalılar. Kürt yazarları kendi ağırlıklarının bilinciyle birbirlerine tepkisiz yabancıları oynamak yerine yanyana gelerek her zaman korkulması gereken bir Kürdi fırtına olduklarını göstermeliler.

Son olarak … Size teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dilerim…

Pirtûk û Weje: Biz de bu kapsamlı ve aydınlatıcı yanıtlarımız için teşekkür ederiz.

19.01.2017

 

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden /  Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden /  Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden /  Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden /  Ändern )

Verbinde mit %s