Süleyman Deveci: Şiir Gibi Bir Roman

İlhami Sidar: Şiirli Dağ

Roman adı gibi şiirli, daha da ötesi masalsı hatta destansı bir havayla başlar. Modani aşireti ağası Kasım Ağa, sevgili eşi Belkıs’ı, oğlu Dara’nın doğumu sırasında yitirir. Bir anda dünyası karanlığa gömülen Kasım Ağa, önce Keşe Samuel´i, ardından da Mam Tahir´i ziyaret eder, biraz teselli bulmak ama en çokta akıl danışmaktır amacı. Dokuz köyün sahibi Kasım Ağa dünyalar güzeli karısını kaybetmenin baş sorumlusu olarak bebeğini görür ve oğlunun lanetli olduğuna inanır. Zira Dara beyaz saçlıdır, mavi gözlüdür. Terk edilen bebeği, tavsiye üzerine kayınpederi Mervan Dede´ye Tepedüzü´ne gönderir. İhtiyaç duyduğu şey zamandır, yarası henüz çok tazedir. Dara’yı bir süre kendisinden uzak tutmalıdır. Dara artık hem öksüz, hem de yarıdan fazla yetimdir. Romanın ilk bölümü biterken kendimizi sürükleyici bir aile dramının içerisinde, en çokta büyülü bir anlatının tam ortasında buluruz. İlerleyen bölümlerde ağanın ilk eşinin Peyruz Hanım olduğunu öğreniriz.

Dara’nın çocukluğu Dede´sinin yanında, arkadaşlarıyla oyunlara oynayarak geçerken günlerden bir gün dokuz yaşındayken eski mi eski bir Ermeni kilisesinin, akıl hastalarını tedavi için kullanılan bir yerinde bir kaya ile konuşur. Bu sohbet, sırların sırrı olarak kalmak zorundadır. Doğumu gibi bebekliği de, çocukluğu da tuhaflıklar içerisinde geçmektedir. Doğaüstü diye nitelendirilecek nice olaya şahit olur. Kendi tuhaflığına kendisi de inanır. Dara konuşan kaya ile muhabbetini gittikçe arttırır. Bu arada en yakın arkadaşı Koçer sayesinde hem karşı cinsle, hem de utanma güdüsüyle tanışır. is.jpg

Zaman 1900´lü yılların başıdır. Dara on iki yaşına geldiğinde bile babasının kalbinde onu affetmeye, onu kabullenmeye dair zerre kadar yumuşama belirtisi yoktur. Dünya siyasi olaylarla çalkalanmaktadır. Bu arada Ağa’nın namı ve gücü, buna siyasi ve silahlı nüfuzu da dâhildir, Erzen´den Diyarbakır’a, oradan Şam’a ve Irak´a kadar uzanır, genişler, büyür. Ağa’nın gücünün genişlemesi ittihatçı ve zalim tabur komutanı Ali Ruşen’in dikkatinden kaçmaz, bundan oldukça rahatsızlık duyar. Zok taburunun bulunduğu civardan Vartan isimli, ağanın tanıdığı bir Ermeni, Ali Ruşen’in nasıl zalim biri olduğunu ilk defa Kasım Ağa’ya anlatır.

Kasım Ağa’nın ileri görüşlü biri olması, siyasi konulardaki gelişmelerde isabetli öngörüleri şaşırtıcıdır. Romanın ilerleyen bölümlerinde Dara’nın diğer kardeşleriyle kontağı olduğunu okuruz. Kardeşleri ona Kasım Ağa’nın oğlu olduğunu hatırlatıp dururlar. On dördüne girdiğinde ona bir at hediye edilir. Attığını vuran, silahına hâkim delikanlı biri olur çıkar. Birkaç yıl sonra Dara “konuşan kaya”ya yaptığı bir ziyaretinde büyük aşkı Aram Usta’nın kızı Nergis´le tanışır. Akabinde iktidara Enver Paşa’nın yerleştiğini, yöredeki ağalara devletin dayatmalarını, eski fermanların bir hükmünün kalmadığını, yıllarca ödenmeyen vergilerin biriktiğini ve bunu zalim komutanın ağalara hatırlattığını okuruz. Ağalar meclisi toplanır genel durum değerlendirmesi yaparlar. Sohbetlerinden dönemin her türlü siyasi gelişmelerini en ince detaylarına kadar bildiklerini, dikkatle takip ettiklerini anlarız. Bitlis İsyanı´ndan dersler çıkartan Kasım Ağa, aşiretinin adamlarını silahlandırır ve her an tetikte olmalarını emreder. Bela koşar adım gelmektedir, Binbaşı Ali Ruşen Kasım Ağa’nın oğullarından ikisini tutuklayarak, çırpınarak beklediği provokasyona başlamakta gecikmez. Kasım Ağa Bitlis valisinin zevcesini kaçırtarak buna karşılık verir.

Roman akıcı ve sürükleyici masalsı dili ile böyle devam eder. Bitmesini istemezsiniz gelip geçen bölümlerin. Merak, ilgi, devamı nasıl olacak gibi sorular bir an bile yakanızı bırakmaz. Edebiyat şöleni gibidir birbiri ardı sıra su gibi akıp giden sayfalar. Tarih, siyaset, aşk, edebiyat, psikoloji, dün, o dönemin Kürt isyanları, Ermeni katliamları, Êzidilerle ve Süryanilerle birarada yaşama, doğa, günlük hayat, askerin bugüne kadar süregelen bitmek bilmez bildik zulümleri yer yer tadına doyulmaz ifadelerle, yer yer ürpertip kan donduran yansıtmalarla canlanırlar gözümüzün önünde, dikiliverirler ortaya. Kahramanlar da, yöre de, ara kahramanlar da, yazar da, okur da ruh halleriyle birbirlerine karışır, hep beraber kolektif bir sohbetin içinde buluruz kendimizi.

Abartmaksızın övgüler dizilmeyi hak eden bir çalışma karşımızdaki. Ama hak ettiği övgüler kadar yergilere de yer vermek gerekiyor. Romanın giriş paragrafı aslında on virgüllü bir cümle, son paragrafı yine otuz bir adet virgüle sahip tek bir cümle. Romanın dikkatsiz bir editörün elinden geçtiği kendisini saklayamıyor. Anlatı ustasının böylesi cümleleri akıcılığı olumsuz etkilediği gibi usta yazarı acemi gösteriyor. Kısa cümlelerin gücüne inanmayan bir yazar karşımızdaki. Muazzam tarih bilgisi, Kürt kültürünün sayısız ögeleriyle yüklü ifadeleri, neredeyse her satırı yöre, yöre insanı, yaşamı, kaderi, dünü, umudu, inançları, doğasıyla dop dolu ve bunların hepsini yetkin bir dille üstadın anlatması, böylesi kof cümlelerle kendisinin tekniğini yadırgatıyor ve kalemine, dahası üslubuna pek yakışmıyor.

Benzeri birçok dilbilgisi hatası aramasanız da karşınıza çıkıyor. Buna rağmen romanın güçlü dili, anlatının büyülü atmosferi, yazı ustasının neyi, niçin yazdığını bilmesi ve öylesine aktarabilmesi, eseri hem okunur, hem güçlü, hem de unutulmaz kılmış. Son yılların görmezden gelinemeyecek önemli romanlarından biri. İlhami Sidar güçlü bir anlatı geleneğinden geldiğini, sağlam, akıcı, büyüleyici bir tarzı başarıyla tutturabilmiş, ciddi bir yazar olduğunu “Şiirli Dağ” ile okura kanıtlıyor. “Şiirli Dağ” şiir gibi bir roman, şiir tadında bir roman.

Süleyman Deveci, 20.12.2016

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s