Necmettin Yalçınkaya ile ropörtaj

Haydar Karataş: Konusunu genelde 1980 askeri darbesinden alan öyküler yazıyorsunuz, bunun özel bir nedeni var mı?

Necmettin Yalçınkaya: Birincisi 1978 kuşağından olmam. İkincisi 12 Eylül Askeri Darbesinden nasibimi almış olmam ve cezaevleriyle tanışmam. Bu olumsuz koşullarda, olumlu bir yan çıkaranlardan biriyim yalnızca . Cezaevindeki her günü 24 saate bölüp, her saatine ayrı bir aktivite yükledim. Şiir saati, öykü yazma saati, roman okuma saati, volta saati gibi…

İçinde geçtiğimiz dönemi iliklerimize kadar işleyerek yaşadığımız için, bugün derin izler bıraktı hepimiz de. Aradan uzun yıllar geçti. İnsanların neler yaşadığımızı bilmesi, bir noktada kendimizle yüzleşme, yenilgimizin nedeni/nedenleri de sayılabilir.

O dönemde gençtik. Yarın bakışlıydık. Karıncayı bile incitmemiştik. Düşlerimiz insanlık üzerine kurulmuş, dilimiz sevgiydi. Ama birileri düşlerimizi yıkmak, dünyayı bize dar etmeye kalktı. Direndik biz de. Yazmak işi de bana kaldı sanırım.

Haydar Karataş: 78 kuşağı dediğimiz aynı zamanda sol içi çekişmelerin de yüksek olduğu bir dönem, böyle bir yanı da var, sizin öykücülüğünüzün ana figürü anneniz, onun ironisinde bu çekişmeler görünür. Sizin fikriniz ne, Türkiye’nin sosyalist edebiyatı 12 Eylül öncesini ele alırken solun dış ve iç şiddeti el alması nasıl, memnun musunuz sol edebiyattan bu yönüyle?

Necmettin Yalçınkaya: Demokrasi ve tartışma kültürü insanlar arasında yerleşmeyince diğer feodal, geri yanlarımız öne çıkıyor. Birbirimizi tanımadan, anlamadan düşman belledik. Gerçi bunda bilinç düzeyimizin fazla gelişmemiş olması, karşı çıkılmaması, sessiz kalınması bir sebep sayılabilir.

“Her şeyi biz biliriz!” mantığıyla hareket edince, halkın ne düşündüğünü pek önemsemedik. Empati kuramadık. Ozan Yayıncılıktan çıkan 12 Eylül’de de Çok Güldük Netekim! Anamdan İnciler ve Stres Bileziği Anamdan İnciler 2 Kitabım Türkiye’de bir ilktir. Annem bu noktada Türkiye Devrimci Hareketinin kadınlar cephesinin önemli bir figürü.

Yine Ozan Yayıncılıktan çıkan Mendil Sen Kokuyordu öykü kitabım da senin dediğin gibi ‚kurgusal devrimci öyküler yazıyor gibi gelebilir pek çoğunuza, ama o içinden geçtiği hayatın hikâyesini yazıyor. Bazen bir darağacı görülür, bazen bir balıkçı kız, bir de bakarsınız Çingene çadırları içinde dolanıyorsunuzdur. 78 Kuşağı devrimcilerinin en güzel yanıdır bu; bir yanları halk, bir yanları isyandır onların. Yalçınkaya, kendince kuşağının hayatına notlar düşüyor.‘

Sol edebiyatta bu tür çekişmelerin, yanılgıların, hataların, eksik yanlarımızın anlatılması iyidir. Ama ne yazık ki bunu anlatabilecek yazar çok azdır. Kimi yazar cesaret edemez yazmaya, kimi bunu bir ihanet olarak görür, kimi de geçmişine, eski değerlerine saygısızlık yapmak istemez. Yani kısaca halen tabudur; anlatılmaz.

hk.jpg

Haydar Karataş: Sizin kuşağın edebiyata bakışı nasıldı, roman, öykü küçümsenir miydi? Neler okurdunuz, yerli edebiyattan, yabancı yazarlardan örnekler verebilir misiniz?

Necmettin Yalçınkaya: Bizim kuşakta öykü, roman küçümsenmezdi, aksine çok okunurdu. Basitten karmaşığa doğru kitaplar seçilirdi. Çok okurduk ama imkânlarımız kısıtlıydı. Rus yazarları ağırlıktaydı okuduklarımız arasında. Maksim Gorki’nin Ana Romanı, Lua Kuangpin, Yang Yiyen ‘in Kızılkayalar, Cengiz Aymatov Beyaz Gemi… Rus yazarları fazlasıyla ilgimizi çekerdi. İlya Ehrenburg’un Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten gelen Dalga… Buna benzer çok kitap ve klasikler okurduk. Kapitali, Marks’ı, Lenin’i, Stalin’i, Mao Zedung’un tüm ciltlerini okudum/okuduk, okuttuk. Yılmaz Güney’in neredeyse tüm eserlerini okul harçlığımı biriktirip satın almıştım. Annem onları diğer kitaplarımla birlikte şofbende yaktığında, benim de içim kavrulmuştu… O dönemde birlikte okuma kültürümüz vardı. Okurduk, notlar alırdık. Yetmezdi derneklerde tartışırdık. Dergi ve gazete etrafında örgütlenmelerdeki arkadaşlarla fazlaca tartışmaya giremezdik. „Bekleyin, bu konudaki sorunuzun yanıtı gelecek sayımızda çıkacak!“ deyip tartışmadan kaçarlardı. Biz de insanları bir papağan gibi ezbere iten, araştırmasını engelleyen, körü körüne inanan geri bir anlayış olarak görür ve karşı çıkardık.

Haydar Karataş: Sizin kuşağınızı çok iddialı bir kuşak, toplumu değiştirmek Türkiye’ye yeni bir düzen getirme arzunuz var, okuduklarınızın önceliğine bakarken sanki yerli edebiyata pek ilgi yokmuş hissiyatı alıyorum. Yerli edebiyatla kuşağınızın arası nasıldı, küçümsenir miydi?

Necmettin Yalçınkaya: Dünyayı değiştireceğimize olan inancımız netti. Bu konuda genelde “Ustaların” yazdıkları kitapları okuyorduk. Bunlar Devrim reçeteleriydi çünkü. Buna bir de gazete ve dergileri de ilave edersek yeterince okuyacak materyalimiz vardı zaten. Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Necati Cumali, Enver Gökçe, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali… okuyorduk. Kıstasımız ezilenden yana olan yazarları okumaktı. Burjuva aydınları okumuyorduk, ama kesinlikle kimseyi küçümsemiyorduk.

Haydar Karataş: Günümüzde devrimci edebiyatın durumu nedir, hâlâ sol eksenli gazetelerde makale ve denemeler yazıyorsunuz, sol okuyor mu onu sorayım, okuyorsa ne okuyor?

Necmettin Yalçınkaya: Devrimci edebiyatın çok popüler olduğunu sanmıyorum. Bunda yayınevlerinin de olumsuz anlamda payı büyük. Kitap yayınlanmanın ekonomik boyutu, büyük acılar yaşamış bir kuşağın, kendi yaşadıklarını ısrarla yazmak istemeyişi, bazı şeyleri tabu, sır olarak görmesi, ya da yazdıklarından ötürü bir yerlerdeki taşları yerinden oynatırım endişesinin ağır bastığını sanıyorum. Eski gelenekten gelen arkadaşların pek fazla okumadıklarına tanık oluyorum. 12 Eylül’le ilgili kitaplara ilginin çoğaldığını gözlüyorum.

Haydar Karataş: Yayın evleri sonuçta ticari işletmeler, ancak yasaklı Karl Marks ve Nazım Hikmet’in kitapları bugün Yapı Kredi Bankası ve İş Bankası yayınlarından çıkıyor, buna ne diyorsunuz? Ekolün kurucusu Karl Marks’ı basan, okunmasını isteyen bu yayın evleri sizce devrimci edebiyatı neden engelliyorlar?

Necmettin Yalçınkaya: Kapitalizmin içine düştüğü kriz sonrası burjuvazi birden Karl Marks’ın kapitaline yöneldi. Elbette buradaki amaçları, bu krizden nasıl çıkarım kaygısıydı. 12 Eylül’ün devrimci örgütler üzerinde yarattığı travma ve bu travmanın hâlâ sürmesi, başını Sovyetler Birliği’nin çektiği Modern Revizyonizmin çökmesi bir kırılma noktası oldu bence. Burada burjuvazinin “Sosyalizm çöktü, öldü” propagandasının etkisi birçok insanın da umutlarını kırdı, inancını etkiledi.

Bence Nazım ve Marks sahipsiz kaldı ya da eskisi kadar önemi yok insanların gözünde.

Haydar Karataş: Muzaffer Oruçoğlu iyi bir edebiyatçı, bir kaç hafta önce kendisiyle yaptığım bir görüşmede, insanlar sizi mi görmeye geliyor, yoksa kitaplarınızı mı almaya geliyor soruma, beni görmeye gelirler cevabı verdi? Yanlış anlamadıysam siz solun iyi bir okuma kültürü olduğunu söylediniz, ancak sol grupların kendi yayın evleri var, o yayınlar bu grubun taraftarlarınca dahi takip edilmemesini nasıl açıklamak gerekir?

Necmettin Yalçınkaya: Muzaffer Oruçoğlu çok iyi bir yazar; şair, ressam, iyi bir insan. Kitaplarını severek okuyorum. Aynı zamanda İbrahim’in bir yoldaşı… Tanığı. Saygın bir kişilik… Stres Bileziği Anamdan İnciler 2 kitabımın kapak resmi ve arka kapak yazısında yine Muzaffer Ağabeyin emeği var. Merkezi geceler olur, insanlar kilometrelerce yolu, eski yoldaşlarını, arkadaşlarını, dostlarını görmek için gelir. Onları görmenin iyileştirici bir yanı vardır. Moraldir, geçmişten izdir. Sığındığı bir limandır belki de… Tuhaf bir duygudur bu. Solun geçmişte iyi bir okuma kültürünün olduğunu söyledim. Bugün değil ama… Teorik ve politik yazılar geniş bir kesime hitap etmiyor. Bir kırılma, bir inançsızlık ya da “Ben her şeyi bilirim, bilmediğim ne var ki, alıp okuyayım ” gerçeği de var ne yazık ki.

Haydar Karataş: Günümüz Türkçe edebiyatında kimleri takip ediyorsunuz?

Necmettin Yalçınkaya: Haydar Karataş’ın Gece Kelebeği ve 12 Dağın Sırrı Romanını bir solukta okudum. Oya Uslu’nun büyüklere masallar Mağaranın Sırrı, Pembeden Başka Renkler ve Düş Peşindeyim Düş Peşime öykü kitabını okudum. Ayşen Göreleli’nin Postal ve Patik kitabını okudum. Metriste Her Mevsim Kış. Kendi yaşamını anlatıyor. 12 Eylül’ü ve kadın yoldaşları anlatıyor. Erdoğan Şenci’nin İz ve Firar adlı romanı…

Haydar Karataş: Kürt edebiyatının durumu nedir, çevrenizde Kürt edebiyatına ilgi ne boyutta?

Necmettin Yalçınkaya: İsmail Güner’in Dağın Öteki Yüzü Nurhak adlı romanı, Keje Elif Orhan’ın Güneşi Emzirirdi Gözleriyle öykü kitabı, Hasan Sağlam’ın Dersim sürgünü olan Sultan’ı, Nurettin Aslan’ın Dersim ’in Delileri 1-2 romanı, Cafer Demir’in Çıban’ı ve Ercan Cengiz’in şiir kitaplarını sayabilirim. Ki Ercan Cengiz son şiir kitabını Kırmanca dilinden çıkardı. Ama Kürtlerin –en azından benim çevremdekilerin- edebiyata ve okumaya ilgilerinin olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Haydar Karataş: Bu hoş sohbetten ötürü teşekkür ederim. Yazınsal alanda başarılar diliyorum.

Necmettin Yalçınkaya: Ben de çok mutlu oldum ve tat aldım. Umutla…

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s