Mahmut Alınak

1.jpg

“ÖĞRETMENİM, NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE, DEMEK, KÎ BéJE EZ TIRKIM KéF KéFA WÎYE* DEMEKTİR,”DEDİ ÖĞRENCİ

 

Sabah annen çantana babanın Şırnak’tan satın aldığı bir kalem, bir silgi ve bir defter ile sizin bahçede yetişen birkaç incir ve ceviz koymuştu.

Cifane Köyü’ndeki okula giden yolda rüzgârla yarışan bir tay gibi kabına sığmıyordun, elinden tutan annenin yanında havaya zıplıyor, onu adeta arkandan sürüklüyordun.

Öğretmenin adı Mehmet’ti. Dal gibi ince, kartal burunlu, başak sarısı ince saçlarını yana tarayan, çatık kaşlı bir gençti. Derste kemikli elinde hep bir cetvelle dolaşırdı. Cetveli bacaklarına ya da avucuna vurarak şaklatırdı.

 Annen seni okula bıraktıktan sonra sen öğretmenin sınıfta gösterdiği bir sıraya oturdun. Sırada oyun arkadaşlarından iki çocuk daha oturuyordu. Yanakların heyecandan kızarmıştı. Kalbin yuvasının alacakaranlığından gün yüzüne yeni çıkmış yavru bir kuşun kalbi gibi mutlulukla çarpıyordu. Sınıftaki çocuklarla göz göze gelince karşılıklı gülüştünüz.

Öğretmen yanına gelip sana adını sordu. Ne dediğini anlamadın, boş gözlerle öğretmene baktın. Öğretmenin kaşları daha da çatıldı, soruyu tekrarlarken sesi sertleşti. Sen yine anlamadın, öğretmen senin yabancısı olduğun bir dilden konuşuyordu. Şaşırmış ve ürkmüştün. Oturduğun sırada başını omuzlarını arasına gömüp büzüldün. İmdadına Türkçe’ yi çat pat öğrenen çocuklar yetişti. Öğretmene, “Adı Mıhemed’dir,” dediler. Öğretmen çocuklara sertçe çıkışarak, “Kesin!” diye bağırdı. Sonra elindeki cetveli başına hafifçe dokundurarak, “Senin adın Mıhemed değil, Mehmet’tir,”dedi. Böylece adın öğretmenin itiraz edilmez bir sözüyle Mehmet oldu. Öğretmenle aynı adı taşımış olmak sonradan hoşuna gitmişti. Dayak zoruyla öğreneceğin Türkçe ile işte ilk böyle tanıştın.

Okulda ve sokakta Kürtçe konuşmak yasaktı. Çocukların ağzından dalgınlıkla Kürtçe bir kelime çıkacak olsa, bunun cezası dayaktı. Çocuklar Türkçe öğreninceye kadar dilsizmiş gibi tek kelime konuşmazlardı.

Bir gün öğretmen Türkçe’yi sökmüş bir öğrenciyi tahtaya kaldırıp, “Ne mutlu Türk’üm diyene, ne demektir,”diye sordu. Öğrenci afalladı, gözleri endişeyle öğretmen ile tavan arasında gidip geldi, omuzları düştü, ellerini ovuşturmaya başladı, ne cevap vereceğini bilemiyordu. Öğretmen o incecik bedenini hafifçe yana yıkarak çocuğun karşısına geçmiş, elinde tuttuğu cetveli tempolu bir şekilde öteki avucuna vuruyordu. Çocuk bir düşünce fırtınası içinde korkuyla bir öğretmene, bir de avucunda ritmik olarak şaklayıp duran cetvele bakıyor, mengenedeymiş gibi ıstırapla kıvranıyordu. Bir an sorunun cevabını hatırlamış gibi gözlerinde zafer dolu bir ışık parladı, “Öğretmenim, Ne mutlu Türk’üm diyene, demek, Kî béje ez Tırkım kéf kéfa wîye, demektir, ”dedi. Çocuk panikleyip ani bir dalgınlıkla soruya Kürtçe cevap verince, tokat yemiş gibi irkildi ve pişmanlıkla dudağını ısırdı. Suç işlediğini düşünüyor, feci bir dayak bekliyordu. Boynunu büküp merhamet dileyen bir yalvarışla öğretmene baktı. Ama korktuğu gibi olmadı. Kürtçe de olsa Türklüğün övülmesi öğretmenin hoşuna gitmişti. Yüzünün gergin çizgileri yumuşadı, cetveli tutan eli yere inerken ağzının kenarında hoşnut bir tebessümle, “Aferin oğlum, geç yerine,”dedi çocuğa. Çocuk boğulmak üzereyken yeniden hayata dönmüş gibi derin bir nefes alıp sırasına yürüdü.

İlerleyen haftalarda arkadaşlarınla şakalaşırken alfabenden bazı sayfalar yırtılmıştı. Akşam okuldan eve döndüğünde annen yırtılan o sayfaları yapıştırıcıyla tamir etti. Nasıl olduysa bir parça yapıştırıcı Atatürk’ün gözüne geldi, annen yapıştırıcıyı tırnağıyla kazımaya çalıştı ama yine de izi kaldı.

Sabah hiç unutamayacağın bir güne uyandın.

Öğretmen Atatürk’ün gözünü kasten oyduğunu söyleyerek, suratına gülle gibi patlayan iki tokat attı. Neye uğradığını şaşırmıştın, suçunun ne olduğunu bilmiyordun! Bunu kendine dahi soramayacak kadar korkmuştun. Yanaklarında pençe pençe izler bırakan öğretmenin kemikli eli sanki ateştendi, yüzün alev alev yanarken, burnundan iplik gibi ince bir kan aktı. Öğretmen kırımızı görmüş bir boğa gibi saldırdı. Başına ve sırtına inen yumruk darbeleriyle sıranın altına düşmüştün; Yadé… Yabo… diye feryat ediyordun. Diğer çocuklar gözlerinde büyümüş bir korkuyla oturdukları sıralarda taş kesilmişlerdi. Öğretmen nefes nefese kalıncaya kadar seni dövdü. Sıranın altında iki büklüm inleyerek kalakalmıştın.

Arkadaşların seni koluna girerek eve götürdüler. Kanı çekilen yüzün kül rengine dönmüştü, ayakta duramaz haldeydin, dişlerin takırdıyor, bacakların tir tir titriyordu. Baban evde yoktu, annen seni o halde görünce yavrusu sırtlanlar tarafından parçalanmış bir anne kurdun hiddetiyle kükredi. Sıkılı dişlerinin arasından küfürler savurarak nefes nefese okula giderken, topuklarına kadar inen çiçekli entarisinin etekleri rüzgârda uçuşuyordu. Öğretmenin kapısını bir kasırga öfkesiyle tekmeledi, kapı gümbürtüyle açılınca öğretmen göğsüne gülle değmiş gibi sendeleyerek ayağa fırladı. Annen gözlerinde şimşekler çakarak küfürler yağdırdı. Öğretmen bir heykel gibi donup kaldı, annenin önünde yaprak gibi titriyor, dili damağı kurumuş bir halde özür üstüne özür diliyordu. Annen sıkılı yumrukları ile havayı döverken, köpürmüş bir sel gibi gürleyerek küfür ve tehditleri ardı ardına yağdırdı.

Sonra işaret parmağını öğretmenin gözlerinin içine sokarcasına uzatıp, “Özür dilemek seni kurtarmaz, sana bunun cezasını ödeteceğim,”diyerek, öğretmeni kapıldığı dehşetle baş başa bırakıp okuldan ayrıldı.

Öğretmen kamyon çarpmış gibi bir süre kendine gelemedi, kafasının içinde bir matkap uğulduyor gibiydi. Şakakları zonklarken, telaşla köy muhtarına koştu. “Yanlış bir anlaşılma oldu, alfabede Atatürk’ün gözünü oyduğunu sanıp Mehmet’e birkaç tokat attım.”diyerek yardım istedi. Muhtar akşamüzeri yanında özür dilemek isteyen öğretmenle sizin eve geldi.

Kürtlerin âdetinde kanlı düşman da olsa misafire el kaldırılmaz ve kötü bir söz söylenmezdi.

Senin kırılgan yüreğin o dayakla hep kanayıp duracak bir yara aldı. Okuldan soğudun, mecburiyet olmadıkça gözünü kaldırıp öğretmene bir tek defa bile bakmadın.

* KÎ BéJE EZ TIRKIM KéF KéFA WÎYE: Kim ben Türküm derse keyif onun keyfidir.

Mahmut Alınak

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s