Edebiyat ve Siyaset: Ali Şeker

Pirtûk û Wêje: Siyasetin edebiyat üzerindeki etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz? Bağ ve ilişkiler nerede başlıyor, nerede bitiyor? En sağlıklı izlenmesi gereken yol sizce nasıl olmalı?

“ Bazen karanlıkta saklanırken av olunabileceği gibi, bazen de karanlıktan aydınlığa çıkarken avcı olanlar avlanır “

asTarihin diri ve canlı hafızasından yola çıkarak , “ siyasetin edebiyat üzerindeki etkilerini “ irdelememiz gerekiyor. Ulus devlet yapılanmasıyla birlikte  “ devlet aklı “ diye bir kavramın, yaşayan toplum dinamikleri üzerinde vücut bulduğu bir gerçekliktir. Sanatın, edebiyatın, sinemanın, resmin, heykel tıraşın, sözlü sanatların, bu devlet aklıyla hareket ettiğini tarihi tanıklıktan öğreniyoruz, düzen ve yasalarla edebiyat alanının çerçevesi böylelikle çizilmiş olur. Bunun yanında toplumsal bir gerçeklikle edebiyat yapanların sayısının da az olmadığını biliyoruz. Ulus devletleri oluşturan toplumsal dinamiklerinin düşüncel olarak, kimlik aidiyeti olarak yekpare olmadığı biliyoruz. Aynı coğrafya üzerinde yaşayan, aynı kimlik ve inancı paylaşan toplum kesimlerinin de farklı yaşayıp birbirine benzemediğini, her gün bizlere yaşamın kendi pratiği anımsatıyor.   Devlet -Düzen – Yasalar, siyaset, erk – iktidar, doğal afet,  kadın, savaş, barış, ekolojik denge, yani toplum yaşamını ilişkilendiren bütün faktör ve etmenleriyle, bir bütünün parçaları üzerinden, edebiyat alanını ele almamız gerekiyor. Zaten siyasal alanı, hukuksal alanı, sosyal alanı elinde bulunduran egemenler, eğer edebiyat alanını da eline geçirmişse, edebiyatta siyasetin elinde bir iktidar aracına dönüşebilir. Hiçbir sanat ve edebiyat alanı, yaşadığı toplumdan bağımsız ve soyut bir şekilde ele alınamaz. Bir toplumun, bir ulusun, bir halkın veya bir inanç aidiyetinin “ edebiyat üzerindeki etkileri “ tarihten günümüze değin,  siyasetin, somut ve nesnel koşulları edebiyat alanını daraltıp, tek tipleştirdiği gibi konjuktürel olarak az da olsa genişlettiğini biliyoruz veya o anki siyaset dilinin belirlediği alanlar içerisinde değim yerindeyse, sığ sularda yüzebilir.  Tabi ki nasıl bir edebiyat sorusunu kendimize sorabiliriz. Burada sistemle, reel siyasetle barışık bir edebiyat, yer altı yerüstü zenginlik kaynaklarını paylaşan mutlu bir azınlığın gücüyle kitleleri manipüle ederek, hiçbir insanın mantığının kabul görmediği ve pratik yaşamda karşılığı olmayan, yer altı edebiyatını “ alkolizmin, cinselliğin, sıra dışılığın, küfrün dışa vurumu “  yapan edebiyatçıların bilmem kaç baskısını reklamlarla, büyük puntolarla afişe eden, kariyer ve mevki elde eden edebiyatçıların, baskı, hak ihlalleri, zindanlara düşünen ve üreten vicdan sahibi insanların doldurulduğu bir süreçte, sindirme politikalarının revaçta olduğu hazır bir iklimde ayrık otları gibi çoğalıp büyüdüğünün, serpildiğinin çok iyi birer tanıklarıyız.  Toplumcu gerçekçi edebiyat alanı; kendi sınırlarını kendi yaşadığı dünya ve toplumun pratiğinden yola çıkarak, izleğini, öykünmelerini somut koşulların toplamından alması gerektiğini düşünenlerdeyim. Yukarıda da ifade ettiğim gibi, tarihin hafızası diridir ve her şeyi olumlu ve olumsuz anlamda not eder. Yine de her edebiyatçının böyle bir izleği göze alıp yaşamını riske edebileceğini düşünmüyorum ve de çok gerçekçi olmaz. Bence edebiyatta çok sağlıklı bir yolun tılsımı olmadığı gibi, parçası olduğumuz doğanın bize öğrettiği bir şey var. Mücadele etmek… Mücadele etmek… Doğada her canlı diğer bir canlının yaşaması için, yaşam mücadelesi verir. Toplumcu sanatta; böyle bir izleği izliye bilir diye düşünüyorum. Özellikle günümüzde sermayenin sınır tanımazlığı bize böyle yolun mümkün olduğunu gösteriyor. Düşünebiliyor musunuz? Hiçbir meşru devlet, diğer ülkelerde yaşanan hak ihlalleri için sesini yükseltmez, ancak ekonomik çıkarları söz konusu olduğunda, çok cılız bir şekilde sesini çıkarır. Yani edebiyatçı için siyasete yaranmak, ortada kalmak, tarafsız olmak, her halükarda erili sistemin yazan bir aracına dönüşür o kadar. Beş duyusu olan, her insana insandır diyemeyiz. Çok insani ve vicdani olan “ altıncı duyu “ dediğimiz vicdanımız yaşam içerisinde, işlevini yerine getirmesi,  insan olmamızın olmazsa olmazlarındandır.      

Ali Şeker

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s