Necmettin Büyükkaya

nb.jpg

Necmettin Büyükkaya

Kürdistan siyasi tarihinin önemli şahsiyetlerinden olan Necmettin Büyükkaya, ölümünün 34. yıldönümünde anılıyor. Politik faaliyetleri içinde Salah ismi ile bilinen Büyükkaya, 1984 Diyarbakır Cezaevi direnişinde işkence ile katledilmişti. Necmettin Büyükkaya, 1943 yılında Siverek’e bağlı Karahan köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Siverek’te tamamladıktan sonra Diyarbakır’da Ziya Gökalp lisesinde öğrenimini sürdürdü. Ancak bir yıl sonra maddi imkansızlıklar nedeniyle okulunu bırakmak zorunda kaldı. Diyarbakır’dan ayrılıp Adana’ya gitti. Necmettin orada hem çalıştı hem de liseye devam etti. 1965 yılında liseyi bittirdi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde eğitimini sürdürmek üzere İstanbul’a gitti. Üniversite yıllarında da çalışarak eğitimini tamamlamaya çalıştı. Ailenin ekonomik koşulları ve dönemin toplumsal koşulları onun dünya ve ülke sorunları ile erken yaşta tanışmasını sağladı ve örgütsel mücadeleye katıldı.Necmettin 1966 yılında Siverek Yüksek Tahsil Talebe Cemiyeti, Urfa Talebe Cemiyeti ve İstanbul Talebe Cemiyeti’ne katıldı. Aynı yıl Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP), bir yıl sonra da Fikir Kulüpleri Federasyonu’na üye oldu. TİP üyeliği ile başlayan siyasi hayatı Kürd politik hareketine yönelmesi ile devam etti.Aynı yıllarda İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerde Kürd aydınların siyasi faaliyetleri de yoğunlaşmıştı. 1969-1971 DDKO kuruluş çalışmaları hız kazanır. Necmettin Büyükkaya da İstanbul’da yaşayan bir grup aydın ile birlikte İstanbul DDKO’yu kurar ve kurucu başkan görevini üstlenir. Artık demokratik Kürd hareketinin gençlik liderlerinden biridir. Bu konumu onun diğer siyasi hareketlerle ilişki kurmasında kolaylaştırıcı işlev sağlar. Kendisi aynı zamanda DDKO’nun arkasındaki illegal komitenin beş üyesinden biridir. Kürd demokratik hareketinin bütün faaliyetleri bu komite aracılığı ile sağlanmaktadır. Davasına bağlılığı ve cesareti hem savaştığı güçlerin hem de siyasi örgütlerin dikkatine mazhar olur.

12 Mart 1971 askeri darbesi sonrası bütün siyasi ve demokratik kurumlarla birlikte DDKO’da kapatarak yasaklanır. Pek çok aktivist gibi Necmettin’in de ülkede kalma koşuları ortadan kalkmıştır. Bu yıllarda İstanbul’dan ayrılmasını yoldaşı Celal Uzun’a; ”İstanbul’da kaldığım evin sokağında asker karakol kurmuş dışarı çıkmam durumunda yakalanma ihtimalim çok yüksekti. Bu durum karşısında Yılmaz Güney’den yardım istedim ve Güney’in gönderdiği iki kadının yardımı ile evden çıkıp İstanbul’dan ayrılabildim” şeklinde anlatır. İstanbul’dan Siverek’e gelir. Bir süre köylerde saklanır. Ancak Siverek’te kalması riskli hale geldiğinden 26 Haziran 1971’de Güney Kürdistan’a geçer ve 10 Temmuz 1971’de Doktor Şiwan önderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi – Türkiye (PDK-T) üye olur. Partide dil ve siyaset üzerinde çalışmalar yapar. Sait Elçi ve Dr. Şiwan’ın öldürülmesi vakasının ardından Şiwan’ın arkadaşları dağılır. Necmettin de 22 Şubat 1972’de Batı Kürdistan’a geçer. Kamışlı’da Cemil Paşa’nın evinde bir süre kalır. Burada çeşitli siyasal ilişkiler geliştirir.

22 Eylül 1972 tarihinde Suriye’den ayrılarak Prag’a oradan da 6 Ekim 1972’de İsveç’e gider. Artık o bir siyası mültecidir. Mültecilik statüsü alması ile birlikte Avrupa, sosyalist ülkeler , Suriye, Lübnan arasında mekik dokur. 1974 genel affı sonrasında 1975’de ülkeye döner. Dönüşünün bir yıl geç olmasının nedeni dönmek için gereken maddi imkanları sağlamak amacıyla çalışmak zorunda kalmasıdır. Ülkeye dönüşünden sonra PDK-T ‘yi yeniden inşa eder ve partinin liderlerinden biri olarak görev üstlenir.Cezayir Anlaşması sonrası 1975’de Barzani liderliğindeki KDP, Irak rejimine karşı silahlı mücadeleyi bırakma kararı alır. Ancak KDP içinden ve dışından kimi grup ve bireyler mücadeleyi sürdürmeye devam eder. Aralarında Marksist Leninist ideolojiye sahip Şahap Şêx Nuri önderliğindeki Komela, Celal Talabani önderliğindeki Bizotnewe ve Ömer Debabe önderliğindeki Xeta Gişti grupları silahlı mücadeleyi sürdürmek üzere birleşme kararı alırlar. Birleşme Yekitiya Niştimanperwerên Kürdistan (YNK) çatısı altında Celal Talabani liderliğinde gerçekleşir. Kuruluş kongresinde savaşa devam kararı alınır.

YNK yöneticileri savaşın başarısı için Kürdistan’ın diğer parçalarındaki dost örgütler ile lojistik destek için temasa geçer. Kuzey’de temasa geçilen örgütlerden biri de Necmettin’in liderliğindeki PDK-T’dir. Ömer Debabe başkanlığında bir heyet PDK-T heyeti ile temasa geçer. Görüşmede; PDK-T’den savaş için sosyalist ülkelerden Suriye’ye gelecek araç ve gereçlerin kendilerine ulaştırılması, savaşta hasta ve yaralı Peşmergelerin tedavisinde destek olunmaları talep edilir. YNK ve PDK-T heyeti bu destek konusunda anlaşırlar. YNK’nin savaşa başlaması ile dört parçada zorlu bir süreç başlar. İnşası yeni tamamlanmış sınırlı bir kadroya sahip PDK-T altına girdiği yükümlüğün basıncıyla iç tartışmaya girer. Partinin çoğunluğu YNK’ye yardım yapamayacakları görüşündedirler. Buna karşı Necmettin; savaşa giren Peşmerge’yi yalnız bırakmanın onları dağlarda ölüme terk etmek demek olduğu görüşündedir. Partinin kararına rağmen yardımı devam ettirmek amacıyla yeni girişimler içine girer. Kürdistan’ın farklı parçalarında, Lübnan ve Filistin’de silah tedariki için çalışır. Kişesel bir dostu ile bu çalışmalarını devam ettiren Necmettin’in bu tutumuna karşı partideki statüsü dondurulur ve ilişkisi askıya alınır. Ancak o çalışmalarına devam eder. Suriye’de bulunan Ömer Debabe; savaş gereçlerinin temini ve depolanması işini, Necmettin ise onların Türkiye üzerinden Güney’de Peşmergelere ulaştırmayı üstlenir. Ancak parti ilişkisini dondurduğundan yanlız kalmıştır. Necmettin ve arkadaşları uzun zaman Rojava’dan getirdikleri silah ve malzemeleri Irak sınırından aşırarak Peşmerge’ye ulaştırmayı başarırlar.Necmettin 1978’de bir grup arkadaşı ile birlikte KAK’ı (Komeleya Azadiya Kürdistan) kurar. Kurulan örgüt kadro düzeyindedir. Örgütün kadro düzeyinde kalmasının nedeni, asıl hedefinin Kuzey’de farklı örgütler ile birlik inşa etmektir.

İşkence ile katledildi

Necmettin Büyükkaya 12 Eylül askeri koşularında da çalışmalarına devam ederken Diyarbakır’da 15 Nisan 1982 yılında tutuklandı. 24 Ocak 1984 yılında Diyarbakır Cezaevindeki direnişte işkence ile katledildi. Cezaevi arkadaşlarından Mervan Nasim, Büyükkaya’nın katledildiği direnişi şöyle anlatıyor: “Ocak direnişi 24. Koğuş’tan yönlendiriliyordu. Necmettin’in diğer gruplar üzerindeki etkisini bilen cezaevi idaresi onu tehditle yıldırmaya çalışıyordu. Necmettin’in de içlerinde olduğu birkaç kişiyi işkence yeri olarak kullandıkları banyo kısmına götürdüler. Orada, Yüzbaşı Abdullah Kahraman ile Necmettin Büyükkaya arasında şu konuşma geçti; -Necmettin Büyükkaya daha evvel sizi ikaz etmiştim, uzatmaya gerek yok. Elbiseyi giyersen sana dokunmam, ama giymem deyip direnişe devam edersen seni burada hemen öldürürüm.-Komutan beni burada öldüreceğinden eminim. Ama şunu hiç unutma, ben size teslim olmayacağım. Sizden korkmuyorum.”Diyarbakır Cezaevi’ndeki Ocak 1984 direnişinde Necmettin Büyükkaya’nın dışında; Remzi Aytürk, Yılmaz Demir, Cemal Arat ve Orhan Keskin isimli tutuklular da yaşamını yitirmiş, pek çoğu da sakat kalmıştı. Necmettin Büyükkaya her yıl Siverek’teki mezarı başında toplanan dostları tarafından anılır. Büyükkaya’nın Kürd dili ve tarihi üzerine yazdığı çeşitli kitapları bulunmaktadır. (A.B)

Quelle: http://www.dersimzaza.com/index.php/8-news/1168-necmettin-buyukkaya-aniliyor#topofcontent

NECMETTİN BÜYÜKKAYA CİNAYETİ NASIL ÖRTBAS EDİLDİ?

Kürt devrimci demokratik hareketinin önde gelen isimlerinden NECMETTİN BÜYÜKKAYA, 23 Ocak 1984 tarihinde, Diyarbekir 5 No’lu cezaevinde, Ocak direnişini bastırmak üzere koğuşlara düzenlenen operasyonlar sonrasında özel işkenceye alınarak katledilmişti.

Ocak direnişi sırasında Vahşet dönemindeki askeri kurallara yeniden uydurulması yanı sıra tektip elbise giydirilmesi de dayatılıyordu. Koğuşlar barıkatlar kurarak fiili direnişe geçmişlerdi. Yönetim de günde birkaç koğuşu gözyaşartıcı, boğucu gazlarla basarak, tüm tutukluları öldüresiye dövdükten sonra Sinema Salonunda toplayarak son bir kez tutsakları kurallara uyma veya direnme konusunda tek tek işkenceye geçirdikten sonra, direnenleri hücrelere, orası da dolunca tecritli koğuşlara dolduruyordu.

Direnişini öncüsü durumundaki tutsakların teslim alınmasına bu nedenle özel bir önem veriliyordu.

NECMETTİN BÜYÜKKAYA, Direnişlerdeki adıyla “ZINARÊ MEZIN”, PKK dışındaki Kürt grupları içinde gerek Eylül gerekse Ocak direnişinde öne çıkan ve DDKO’lardan, Dr. Şıvan geleneğinden (T-KDP) gelen önemli bir isim olmasıyla da idarenin gözünde “çiban başlarından biri” olarak gözüküyordu.

Büyükkaya hem Kurmanci ve hem de Zazaki’yi biliyordu ve havalandırmalara doğru gür sesiyle bağırarak haberleşmeyi sağladığı gibi, direnişin koordine edilmesi ve moralize edici bir rol üstleniyordu. Bu aynı zamanda cezaevi idaresinin PKK ve dışındaki grupları direnişte birbirinden ayırma politikasını da boşa çıkarmış oluyordu.

Bu yüzden Cezaevi müdürü Binbaşı BİROL ŞEN bizzat kendisini tehdit ediyor ve “Seni araştırdım, ser bu cezaevini bozuyorsun, Ortadoğu’nun en tehlikeli adamısın. Senin kalemini kırdık, kendine dikkat et!” diyor.

Büyükkaya da kendisine tarihi bir yanıt veriyor, diyor ki;

“Senin gibilerin çocukları babalarının işkenceci olduğunu öğrendiklerinde vicdan azabı çekecekler, ömür boyu sizden, sizin çocuklarınız olduğunu düşündükçe nefret edecekler, ama bizim çocuklarımız yaşam boyunca bizimle gurur duyacaklar… Tarihin çarkını geriye çivremezsiniz, bu işkence bizi yıldıramaz, tehditleriniz bizi korkutamaz. Bu yola baş koymuşuz.”

Bu cevap ile daha da öfkelenen subaylar koğuşun mazgalını sertçe kapatarak gidiyorlar. (H.Hayri Aslan’ın anlatımından)

24. Koğuşun baskınından sonra Necmettin Büyükkaya başka diğer tutsaklarla beraber cezaevinin “Hamam” kısmına götürülerek özel işkenceye alınıyorlar. Direnişi bırakması, elbise giymesi ve kurallara uyması için, başlarında Cezaevi İç Emniyet Amiri Yzb. ABDULLAH KAHRAMAN, Üsteğmen ALİ OSMAN YILDIRIM,Cezaevi Müdürü Binbaşı BİROL ŞEN’in bulunduğu askerler tarafından vahşice öldüresiye dövülüyorlar. Fakat Büyükkaya direnişi bırakmıyor.

Büyükkaya’nın işkence sonucu ensesine aldığı ağır bir darbe ile hayatını kaybettiğini yakın tanıklarından birisi de kendisiyle birlikte işkence gören TKP davasından yargılanan İŞFENDİYAR EYÜPOĞLU’dur. Eyüpoğlu aynı zamanda tıp doktorudur ve bu olayı defalarca yazıp kamuoyuyla paylaşmıştır.

“Necmettin meydan okudu, boyun eğmedi. TTE giyersem kefenim olsun dedi. Düvüle dövüle komaya girdi, götürüldü.” (İsa Tekin’in anlatımından)

Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı ve 23.Ocak günü hastanede hayatını kaybetti. Büyükkaya’nın öldürülmesi Direnişte önemli bir etki yarattı ve çözülenlerle, direnenler arasındaki çizgiyi keskinleştirdi. Ala Rizgari davasından yargılanan arkadaşımız REMZİ AYTÜRK, öldürme ve işkenceleri protesto etmek için başını defalarca kalorifer demirlerine vurmak suretiyle intihar eylemi yaptı.

Bundan önce de Özgürlük Yolu davasından YILMAZ DEMİR de protesto amaçlı bir inhtihar eylemine girişerek hayatına son vermişti.

1984 Ocak Direşi, PKK’den CEMAL ARAT ve Dev-Yol davasından ORHAN KESKİN’in ölümü, onlarca arkadaşın da sakat kaldığı Ölüm Orucu eylemi sonucunda askeri kuralların ve işkencenin kesin olarak kaldırıldığı bir anlaşma ile son bulmuştu.

Koğuş baskınları sırasında yüzlerce ağır yaralanma, yanık meydana gelmişti. Bunlarla ilgili hiçbir yargılama yapılmadı, cezai işlem olmadı.

Bilinen saygın bir isim olarak Necmettin Büyükkaya’nın işkence ile öldürülmesi kamuoyunda yankı yarattı. Büyükkaya’nın eşi ve o tarihlerde Diyarbakır’da Eczacılık yapan Cemile Abla’nın (CEMİLE BÜYÜKKAYA) başvurusu üzerine Sıkıyönetim Savcılığı göstermelik bir soruşturma başlatıyor.

Büyükkaya’nın cesedine Askeri Hastanede yapılan otopsi raporunda “cesedin harici görünümde ölümü meydana getirecek derece derin darp ve cebir izine rastlanmadığı tespit edilmiş (…) ve Ölümün Akciğer anfiseni…” den ileri geldiği belirtilmektedir.

Tanık olarak dinlenen Asker gardiyanlar dövülme olayı olmadığını belirtmişler, yine tanık olarak dinlenen bazı tutuklular olayı görmediklerini, bazıları da Necmettin’in koğuştan dövülerek çıkarıldığını gördüklerini söylemişlerdir. Olayın asıl tanığı olacak tutuklular ise hiç dinlenmemiş…

Böylece As. Savcı Hakim Yzb. B. CAHİT AYDOĞAN tarafından usul yerini bulsun diye yapılan soruşturma, olaydan 6 ay sonra 18. 7. 984 tarihinde Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararına bağlanarak kapatılmış Cemile Büyükkaya, Askeri Savcılığın bu kararına 3.8.1984 tarihinde itiraz etmiş. Davanın açılmasını talep etmiş.

ŞERAFETTİN KAYA’nın arşivindeki belgelere göre Cemile Hanım’ın itirazı bir üst mahkeme olan İtiraz 7. Kolordu Komutanlığı Nezdinde Kurulu Askeri Mahkeme tarafından incelenmiştir. Top. Kurmay Bnb. ŞAHAP TUNCER, Hv. Hak. Ütğm. NAİL KARAASLAN ve Hak. Atğm. AHMET UYGAR‘dan oluşan Mahkeme 3. 9. 1984 tarih ve esas 1984/62, karar 1984/35 müteferrik sayılı kararı ile itirazı reddetmiştir.

Karar şöyledir;

“Mahsus salonda toplanıldı;

Müteveffa Necmettin Büyükkaya’nın Diyarbakır Synt. As. Cezaevi tutukevinde tutuklu iken öldüğü ve bu olayla ilgili olarak Synt. As. Savcılığının 1984/1049-117 esas ve kara sayılı ve 18. 7. tarihli kovuşturmaya Yer Olmadığı kararı verildiği, Mezkür kararın müteveffanın karısı Cemile Büyükkaya’ya 3. 8. 1984 tarihinde tebliğ edildiği adı geçenin As. Savcılığa 10. 8. 1984 tarihinde bir dilekçe vererek Synt. As. Savcılığının yukarıda tarih ve sayısına işaret olunan kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz ettiği ve bu sebeple itiraz hakkında bir karar vermek üzere dosyanın mahkememize geldiği görüldü.

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

23. 1. 1984 günü Synt. As. Cezaevinde tutuklu bulunan müteveffa Necmettin BÜYÜKKAYA’nın rahatsızlanarak Diyarbakır Askeri Hastanesine gönderildiği, orada 24. 1. 1984 günü vefat ettiği dosya tetkikinden anlaşılmıştır. Adı geçenin ölümü üzerinde As. Savcılıkça tahkikat yapılmış müteveffanın ölümünün akciğer Anfizein, çeşitli sebeplere bağlı olarak gelişen solunum fonksiyonların kısıtlanması ve beyin lezyonuna bağlı olarak geliştiği adı geçenin ölümü travmaya bağlanamayacağı, dövülme olayı ile ölüm arasında bir rabıta kurulamayacağından ve olayla ilgili olarak herhangi bir kimsenin kusuru ve sorumluğu bulunmadığından bahisle olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığına kararı verilmiştir. 18. 7. 1984 güne ve 1984/1049-117 sayılı bu karar müteveffanın eşi ne 3. 8. 984 günü tebliğ edilmiştir. (…)

As. Savcılıkça yapılan tahkikatın gerek şahitlerin dinlenilmesi, gerekse ölüm olayının sebebinin araştırılması hakkında yapılan faaliyetlerin müsbet yeterli ve amaca varmakta yeter nitelikte görülmüştür. As. Savcılığın S. Y. O. K’ ında açıkça belirtildiği üzere şahitlerin bir kısmı müteveffanın dövülmediğini bir kısmı ise dövüldüğü beyan etmişlerdir. Ancak olayın aydınlığa çıkarılması ve ölüm sebebinin kesin olarak tesbit edilmesi bakımından dosyada mevcut olan ölüm muayene otopsi raporunun gerekse buna ek olarak tanzim edilen ek raporda, gerekse sahasında uzmanlığı tartışılmayan ve kendisine daha üst merci bulunmayan Adli Tıb kurumun 2 Mayıs 1984 gün 1. İhtisas kurulunun 9242-958sayılı raporunda da açıkça belirtildiği üzere müteveffanın ölümünün kafa travmasıyla ilgili bulunmadığının oy birliği bildirmiş olması daha önceki raporların bu paralelde olması karşısında Synt. As. Savcılığının Kovuşturmaya yer olmadığı kararı gerek muhteva bakımından gerekse netice bakımından usule ve kanuna uygun bir nitelikte görülmüştür.

Bu itibarla dilekçeci Cemile BÜYÜKKAYA’nın dilekçesinde belirttiği hususlar yerinde görülmemiştir.

Diyarbakır Synt. As. Savcılığının usule ve kanuna gerek muhteva açısından gerekse sonuç bakımından uygun bulunan 13. 7. 1984 gün ve 1984/1049-117 sayılı Kovuşturmaya yer olmadığı kararına vaki Cemile BÜYÜKKAYA’nın itirazının 353 Sayılı kanunun 109. maddesi gereğince Reddine oy sırası ve birliğiyle karar verildi. 3. 9. 984 “

Böylece Askerler tarafından öldüresiye dövülerek, işkence edilerek öldürüldüğüne dair anlarca tanık olan bu dava o dödenemde ve daha sonrada devlet tarafından işlenen yüzlerce cinayet gibi üstü örtülerek kapatıldı.

Davanın sadece Cemile Büyükkaya’nın itiraz dilekçeleriyle yürümüş olması, Diyarbakır’da o tarihlerdeki yurtsever demokrat avukatların bizzat müdahil olarak katılmamış olmaları düşündürücü.

Bu olayın vesilesiyle Necmettin Büyükkaya ile birlikte Ocak direnişi şehitleri Yılmaz Demir ve Remzi Aytürk’ü, Orhan Keskin ve Cemal Arat’ı, saldırılarda aldığı darbelerden dolayı daha sonra vefat eden Hüseyin Yüce’yi rahmetle anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyorum.

Ocak direnişinin tüm direngen yolydaşlarına, arkadaşlarımıza da sıcak selam ve sevgilerimi iletiyorum…

Recep MARAŞLI

Not: Bu yazı sayın Recep Maraşlı’ının Facebook sayfasından alınmıştır.

Quelle: http://bashur-bakure.com/necmettin-buyukkaya-cinayeti-nasil-ortbas-edildi/

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s