Yurtsever şair Cigerxwin

İmamlıktan komünistliğe, şairlikten politikacılığa, siyasi sürgünlere uzanan; acı, keder, bilinç, mücadele ve inançla yoğrulmuş onurlu bir öyküdür Cigerxwin’in yaşamı.

cigerxwin.jpg

Yaşamı ve şiirleri üzerine çok şey söylendi. Kürd dilinde yazmanın ve okumanın bugünkünden çok gerilerde olduğu bir dönemde Kürdçe şiirler yazdı, hiç çekinmeden Kürd siyasal mücadelesi içinde yer aldı. Şiirleri inanılmayacak kadar kısa bir sürede elden ele dilden dile dolaştı. Adı Kürd siyasal mücadelesiyle birlikte anıldı, adını bilmeyen duymayan Kürd kalmadı. Hakkında bin bir türlü ’efsanevi’ söylenti çıktı. Bugün hala varlığını sürdüren bir Cigerxwin efsanesi varsa, bu sadece efsaneden değil, aynı zamanda bir gerçeklikten de gücünü alıyor. İmamlıktan komünistliğe, şairlikten politikacılığa, siyasi sürgünlere uzanan; acı, keder, bilinç, mücadele ve inançla yoğrulmuş onurlu bir öyküdür Cigerxwin’in yaşamı.

‘Şeyhlerin elini öpmeyin’

Kürd coğrafyasındaki bütün otoritelere; şeyh, ağa ve beylere şiddetle karşı çıktı. Hiç kimsenin, şeyhlere, ağa ve beylere karşı tek bir söz söyleyemediği bir dönemde, “Şeyhlerin elini öpmeyin” şiirini yazmak herkesin harcı değildi. Öyle ki, Celadet Ali Bedirxan, Cigerxwin’in 1945 yılında Şam’da yayınlanan ilk divanına yazdığı yazıda, onun haklı olarak ‘bela aradığını’ belirtiyordu.

Marksizm’le tanıştıktan sonra işçi sınıfı ve köylülüğü önemseyen şiirler yazmaya başladı. Sosyalistlik ve milliyetçilik ekseninde bir araya gelen insanların aksine, Kürd Meselesi’ni kendine özgü yaklaşımı da katarak, Marksizm ekseninde ele alıp yorumladı. Onun bu yorumunun, oldukça belirgin bir şekilde Kürd renkleri taşıdığı da söylenebilir. Bir yandan Marksist bir çözümleme, diğer yanda “Her şeyden önce Kürdüm” diyen bir ozan.

Kısacası onu; Marksist ve milliyetçilik aromalı devrimci bir şair, yurtsever bir Kürd politikacısı, cesur bir Kürd bilgesi, ‘belasını’ arayan, vatanını ve insanını canı pahasına, sürgün, acı ile hasretlik pahasına seven ve iflah olmaz bir Kürdlük sevdalısı olarak tanımlamak en doğrusu olur.

‘Kine em’

Kürdler, rahmetli Marx’ın, Engels’in, Lenin’in, Stalin’in, Mao’nun ve Apê Ho’nun adını ilk kez onun şiirlerinden öğrendi. ’Kîne em’ adlı ünlü şiiri, Kürdlerin ‘kendisini bulduğu’ bir ortamda büyük bir patlama yaptı. Kürdler kendi varlıklarına ve tarihlerine ait vurgu gücünü bir ölçüde bu şiirden aldılar denilirse yanlış olmaz. İlk divanından itibaren politik söylem şiirlerinde etkili oldu. Bütün vurguları bir ülkeye ve bir halkaydı. Bütün halkların ‘ulusal şairleri’ gibi çarpıcı, ülkeye ve milliyete vurgular yapan, şaire, halka ‘doğrudan mesaj vermek’ işlevini yükleyen bir yol izledi.

Şiirleriyle halkı bilinçlendirmek istedi ve onları kendi kimliklerine sahip çıkmaya çağırdı. Halka giderken yer yer isyancı yer yer mağdur bir tını arasında sıkışıp kaldı. Her ikisini deneyip her ikisinden de başarılı olduysa bu, halkının da hem isyancı hem mağdur olmasından kaynaklanıyordu. Yalnızca şiiri duyurmadı. Cigerxwin’i yalnızca bir haykırış bir fişek tınlaması tatmin etmedi. Cemal Süreyya’nın ‘şiire düşman’ dediği folklorla da tarihle de yoğun olarak ilgilendi. ‘Tarixa Kurdistane’ ve ‘Folklora Kurdi’ adlı kitapları, tarihi ve folkloru yazıya geçirilmeyen, yorumlanmayan bir halkın çocuğu olmanın doğurduğu bir sorumluluk olmaktan öte, bir sevgi işiydi. Şiirlerindeki derin tarih ve folklor izleri de bunu gösteriyor. Ece Ayhan’ın deyişiyle ’altı tarihçi üstü şair’ biriydi Cigerxwin. Bu yüzden tarihi ve folkloru şiirine de fazlasıyla bulaştırdı.

Bir yanıyla klasik Kürd şiirine, diğer yanıyla çağdaş şiire dayadı sırtını. Şiirin kalıplarını çok zorlamakla birlikte, yazdığı şiirler oldukça önemlidir. Bütün divanları bir araya getirilirse ‘çok güzel’ şiirlerinden küçük bir kitap çıkabilir ama bütün yaşamı göz önüne getirildiğinde, onun Kürd bilinçlenmesindeki yeri bir başkası tarafından doldurulamaz. Kürd tarihinde öylesi kişiler vardır ki tek başlarına bir kaç partinin başaramadığını gerçekleştirmiştir. Cigerxwin bunlardan en önemlisidir. Kürdçesi ileri bir düzeydedir. Bugün hala, şiir başta olmak üzere bir bütün olarak Kürd edebiyatında onun yakaladığı dil aşılamamıştır.

Marksist Kürd şair Cigerxwin’in 1973’te yayımladığı aynı adlı şiirini, bir siyasi lider değil, sıradan bir ‘Şivan’ (çoban) olarak dillendirdiği için de her kesimden Kürdün ilgisini çekmeye başlamıştır.

Şiirin ve sesin o muhteşem uyumu o kadar büyüleyicidir ki, tıpkı Ömer Muhtar asıldığında düşen gözlüklerine kilitlenen yüzlerce insanın gözlerindeki o parlaklığın yarattığı etkiye benzer. Belki de bu büyüleyicilik, Ho amca’nın Vietnam’da toprağın derinliklerinde açtığı yüzlerce tilki tünellerinin bir benzeri kulak deliklerimizin o daracık kıvrımlarından beynimize ulaşan şiiri bizlere sunan Şivan Perwer’in o güzel sesidir. 

‘Kine Em ve Em Kurdin!’

Varlıkları bile kabul edilmeyen, dil ve kültürleri inkar edilen Kürdlerin “biz kimiz” sorusunun etrafında hızla birleşmeye başlamaları böylesi bir çağrıya susamışlıklarındandır.

Devletin “Kürd aslında Türk’tür” diskurunun gündelik hayatta tebarüz eden ceberut yüzüyle karşılaşıp hane ferdine kadar bölünmüş, parçalanmış olan Kürdlerin, isyana yönelmesi için “Kine Em” sorusuna yanıt vermesi için, her Kürde kulak kabarttıracak kadar etkili bir şiirle ve sonra bu denli etkili bir sesle dillendirilmesi ve birilerinin bu çağrıyı hayatla buluşturması gerekiyordu.

Ve Kürdler 1980’ler gelindiğinde, büyüleyici sesi ve sahnedeki performansıyla varlık gösteren Şivan’ın “Em kî ne” sorusuna önce ürkekçe, sonra da yüksek perdeden yanıt vermeye başladılar. “Emin em Kurdin” diye avazınca bağırmaya/haykırmaya başladılar.

Cegerxwîn’in ‘Kî ne em?’ şiiri, Kürdleri tarihleriyle birlikte topyekün tarif eden olağanüstü bir destan olarak Şivan’ın aynı olağanüstülükteki sesiyle buluştuğunda, devlet kayıtlarında 29’uncu isyan olarak nitelendirilen isyana Kürdler çoktan dahil olmaya başlamışlardı.

1984’lere gelindiğinde, “Hemu Karker” Kürd kitleleri üzerindeki tesiri belirgin bir artış gösteren PKK militanlarının uğradığı her köye, Şivan Perwer’in sesinden Cigexwin’in o muazzam şiiri çoktan ulaşmış, ‘Kine Em’ sorusuna cevap verilmeye başlanmıştı.

Ve bu soruya yanıt verebilmiş gençlerin PKK’ye katıldığını söylemek yanlış olmaz. Bu açıdan PKK’nin örgütlenme ve kitlelere kendini anlatma konusunda bir hayli işlevsel bir figürdü ‘Kine Em’ şiirinin Şivan’ın sesinde hayat bulması.

Tatlıses ve Perwer ilk düetlerini Amed’de yapmadı

Evet belki çok kişi bilmez ama Şivan ile Tatlıses’in ilk düeti Amed’de olmadı. 1980’lerden ‘90’ların sonuna kadar köy baskınlarında askerler, meydanda topladıkları köylülerden özellikle üç şey isterdi: ‘PKK’ye yardım edenleri, silahların ve kasetlerin yerlerini. PKK’ye yardım ettikleri için aranan “kaçaklar” yakalanmamak  için dağların yolunu çoktan tutarken, Şivan’ın kasetleri ise toprağın altına gizlenirdi.

Teyp “yakalanan” evlerde, askerler gür sesleriyle “teybiniz var da kasetleri nerede” diye sorunca, önceden tedbirler alındığından, İbrahim Tatlıses’in kasetleri gösterilirdi. Ve lakin Şıvan Perwer’in sesi, genellikle de Tatlıses’in kasetlerinde gizlenirdi.

Tatlıses’in “Ben İnsan Değil miyim?”, “Kara Tren”, “Ben de İsterem”, “Fosforlu Cevriyem”, “Ayağımda Kundura” kasetlerinin içinde Şivan Perwer’in “Govenda Azadixwazan”, “Hevalê Bar Gıranım”, “Herne Peş”, “Kine Em”, “Helebçe”, “Gele min Rabe”,  “Dodmam”, “Ey Ferat”, “Hay Dıl”, “Agiri”, “Bılbılo”, “Le Dilbere”, “Xewna Min” ezgileri olurdu.

Şivan ile Tatlıses’in “düetini” Diyarbakır’daki 300 kişilik bir nikah töreninde yapmış olmaları da bu hazin gerçeği değiştirmiyor. 13 Kasım’da “İmparatoribo” isimli Twitter hesabında Tatlıses şöyle bir mesaj yazdı: “Şivan Perwer, Kürdlerin Pavarotti’sidir. Onunla düet yapmak benim için şereftir. Keşke şartlar eşit olsaydı.” Oysa 1980-90 yılları arasında da şartlar aynı değildi.

Her ne kadar Tatlıses’in şartlardan kastı, uğradığı saldırı sonucu yaşadığı bedensel tahribat olsa da, aslında iki sanatçının kırk yıllık mazisine bakınca, PKK hareketinin yarattığı direncin Tatlıses’in temsil ettiği “Kürd kökenli Türk sanatçıya” kaybettirdiği, şarkılarıyla başkaldırdığı devlete boyun eğmeyen Şivan Perwer gibi Kürd sanatçıların ise büyük bir itibar ve güç kazandığı gerçeğidir.

Tatlıses’in ‘Ey Şivan, biz kimiz?’ sorusu

Evet, ironik bir biçimde devletin yanında konumlanmış olan Tatlıses, sürgünden gelen Şivan’a karşı kendisini güçsüz durumda gördü.

Şivan Perwer’in de yerel seçimler öncesinde alenen AKP’ye koltuk çıkan ‘gelişi’, onun itibarını ve gücünü ciddi bir biçimde sarsması bile Tatlıses’in Kürdlerin inkarına, acı çektirilmesine hiçbir zaman itiraz etmemiş olması da bu düetin “şartlarını” eşitsiz kılıyordu.

Düetin ötesinde, Tatlıses’in, devlete yaslanarak edindiği “daha eşit” koşullarda Perwer’in politik olmayan Kürd aşk ve halk  türkülerini izinsizce Türkçeleştirmiş olması, ikili arasında düet değil olsa olsa bir “düello” yaşanmasını gerektiriyordu aslında.

Bir dönemler Şivan’ın Cigerxwin’in şiirleri ve direniş türküleriyle yarattığı heyecanlı maziyi yad etmek isteyenler, 1980’li yılların henüz yeni yeni barut kokusu sinmiş olan topraklarının kokusunun değdi kasetlerini sandıklardan çıkarıp onun 80’li yılların isyan sesiyle teselli bulmaya ve bizzat ona dönüp “Ey Şivano, kî ne em” diye sormaya başlayınca yine o muazzam şair Cigerxwin’i o unutulmaz kasetlerde buldular ve yad ettiler, etmeye de devam ediyorlar. Peoplo Neruda’dan heval Robson’a uzanan direnişçi Kürd bilgesi, şairi, politikacısı unutulmaz değeri hep Kürdlerin yüreğinde olacaktır. (A.T.K)

Yavuz Özcan, 9.4.2017, IMPNews

Quelle: http://imp-news.com/tr/news/32228/yurtsever-sair-cigerxwin

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s