Süleyman Deveci: Mehmet Taşdemir – Anisya’nın Evi

Anisya’nın Evi” yazar Mehmet Taşdemir’in bir öykü kitabı. “Sokak Düşleri”, “KırıkMektuplar”, “Yağmurun Islattığı Hayaller” başlıklı üç kısa “Uzaklardan Gelen Kadın”, isimli bir uzun öyküden dahası novelladan oluşuyor. Öykülerin hemen hepsi birinci tekil şahıs üzerinden anlatılıyor. Atarabacı Murat hariç hiçbirinin ismi yok. Kahramanlarımız sevgisini kalbine bastırıp kendisini sokağa vuran bir kediden, aşkın dayanılmaz çekiciliğine kendisini kaptıranlardan, platonik takılanlardan, üçlü ilişki kurbanlarından, at arabacılığıyla geçimini sağlayanlardan seçilmişler. Sıra dışı bir itina, özel bir seçicilik hemen göze çarpıyor.

ae.jpg

Öykünün zenginliği tartışmasız doğrudur. Son yılların trendi her ne kadar neyi değil de, nasıl anlatıldığı yönünde seyir etse bile, bendeniz şahsen ne anlatıldığı ile daha çok ilgileniyorum. Zira nasıl anlatıldığında sayısız tuzak, çoğu zaman fasa fiso, bolca da gulu gulu danslarını görüyorum. Yazının olduğu kadar edebiyatın da bolca ırzına geçildiği bir seçenek bu nasıl yazıldığı olayı. Tek bir edimin, bir hareketin, bir sözcük veya cümlenin koskoca hikâyesi. Kaç yüz sayfa bir sevişme anını veya tuvalet ihtiyacını anlatmanın neresi edebiyat tartışılır. Neymiş çok iyi cümleler kuran yazarlar varmış karşımızda. Bunun adı edebiyatın kötü amellere alet edilmesi değil de nedir?

Hemen duyar gibiyim, iyi de kardeşim yazının tarihinde ele alınmamış bir olay, yaşanmamış bir mevzu mu var? Olsa ne yazar. Hepimizin ruhu ne kadar eşbenzer olursa olsun, değişkenlikler, o anın algısı, hissedilenlerin yansıması, dışavurumu, çizmek istediğimiz tablo her zaman farklılıklar arz eder. Kimse sana nasıl anlatmamalısın demiyor ki, zihnimizi, kalbimizi doyuran bir şeyler anlat diyor. Tüketim toplumu anlaşılmaz hikâyeleri, süslü tümcelerle yüklü, yazarının kendisinin dahi anlamakta zorluk çektiği satırları seviyor olabilir. Genelin kıstaslarını ölçüt alsaydık eğer edebiyat her türlü devrimci özelliğini yitirmiş, sanatın en güçlü ve tehlikeli dallarından biri olmazdı.

Öykü bu anlamda edebiyatın en radikal disiplinlerinden biridir. Öykü devrimcidir. Buzkırandır. Yol açandır. Çapsız eleştirmen, editör veya yayınevi ilgilenmiyor, okurun da umurunda değil, en kalitelisi bin bile satmasa bile öykü, öyküde ısrar, öykünün ne anlattığında ısrar her zaman dikkat çekmelidir. İlla da siyasi anlatılar olsun demek istemiyorum, tabi ki olsa benim de ilk tercihim. Özellikle kendi özgünlüğünü koruyan, belli kalıp ve üsluplarda kalıp insanı, onun ruhunu, ruhundaki değişiklikleri ustalıkla anlatabilen, kolay anlaşılan ve hazmedilen yapıtlar bizim gibi az okuyan toplumlarda desteklenip teşvik edilmelidir. Popüler edebiyat damgası öyküye öyle kolay kolay vurulamaz. Bu anlamda Mehmet Taşdemir’in “Anisya’nın Evi” seviyeli, keyifli, haz veren tadımlık örneklerle dopdolu.

Öykülerin göze batan benzerlikleri ya da ortaklıkları hemen her birinin ayrı bir hayal kırıklığı ile sona ermesi. Hep bir aha dedirten ögelerle süslü olması. Sonu sürprizlerle bitiyor yani. “Anisya’nın Evi” tadımlık edebiyat lokmaları. Okuyun görecek, hak verecek, yazarını sadece kutlayacaksınız.

Süleyman Deveci, 10.05.2017

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s