Yazar Mehmet Taşdemir ile Söyleşi

Öykü ve roman yazarı Mehmet Taşdemir ile edebi anlayışını, öykü ve romana bakisini, tekniğini, sevdiği yazarları ve en son romanı ““Bülbül Efkârını Gizlemek İçin Öter”i siz okurlarımız için konuştuk:

mt3.jpg

– Pirtûk û Wêje: Hem öykü hem de roman yazıyorsunuz. Bir öykü bir roman mı, yoksa nasıl gelirse öyle mi kitaplarınıza birbiri ardı sıra devam ediyorsunuz. Yoksa genel ruh halinizle mi ilgili bu durum. Öncelik hangisinde?

– Mehmet Taşdemir: Edebi maceramda hiçbir zaman bir sıralama kaygım olmadı.
Yazma ihtiyacı bazen deyim yerindeyse bir vahiy gibi gelip bulur insanı. İnsan yazmak istediği için değil, yazmaya mahkûm olduğu için kaleme sarılır galiba. Ruhsuz bir ruhla ancak bürokratik bir metin yazılabilir. Bu yüzden yazmak edimine başından beri bir görev duygusuyla yaklaşmadım. Bu duygu yapılan edebiyatı anlamsızlaştırmakla kalmaz, yazarı da bir memurla eş tutar. Roman da yazıyorum diye öyküden hiçbir zaman kopmak istemedim. Öykü kısa bir türdür, ama anlamı bir roman kadar uzun olabilir. Söylemeye gerek yok ki, öykü okuru da zaten gerçek edebiyat okurudur. Bazı zamanlar bir bahar esintisinden mahrum olduğumu hissettiğimde bir öyküye başlamak isterim. Beni öyküye bağlayan şey, onun az bulunur samimiyetidir. Onun hazzı bazen romanda bulunmaz. Roman beni daha fazla karamsar yapar. Aslında uzun süreli karamsarlığımı romanın altına gizleyerek sürdürmek de denilebilir buna.

– “Bülbül Efkârını Gizlemek İçin Öter” romanınıza gelmeden önce “Mağluplar” hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz? Neyi anlatmak istediniz bir önceki romanınızla. Bu son çalışmadan farkı neydi?

Mağluplar’ın hikâyesini okuyan herkes bilir. Daha ilk cümlesinde, okuyanın içindeki,
eğer varsa, umut kırıntılarını bir çırpıda yere serer. Madam Lena’nın evine taşındığımda, ruhuma da kiralık bir teselli aradım.” Bu romanı yazarken kasten kimsenin hayatla ilgili tozpembe hayallerine saldırmadım. Oysa okuyan herkesin sarsıldığını biliyorum. Çünkü Mağluplar sadece bir yarayı deşmiyor, insanlık halleri içinde yeni kederler de yüklüyor okuyana. Ama Mağluplar’ın şöyle bir tarafı da var: Sanki sadece dil için yazılmıştır. Dili sıradanlıktan kurtarmak benim için haz verici bir duygu. Mağluplar aynı zamanda baştan sona politik bir romandır. Politik geçmişi olan tutunamayanların da romanı gibidir. Romanın sonuna kadar Kürt acısı hissettirilir. Aslında bir anlamda kendimi yazmak istedim ama ortaya kırk yıllık Kürt Savaşının hüzünlü sonuçları çıktı. Yazmaya başladığımda çok mutsuzdum, bitirdiğimde mutsuz bile değildim. Çünkü “geçmişim mezarlarını parçalamıştı.”

– “Bülbül Efkârını Gizlemek İçin Öter”i ne kadar süre içinde yazdınız? Daha çok bir patlamayı andıran bir yapıt mı, yoksa uzun süre kafanızda planlamış mıydınız? Bir yazarın kendince ölümü anlatması veya bu konuda sohbeti miydi?

– Bu romanımı üç yıla yakın bir zamanda yazıp bitirebildim. Bazen aylarca kalemi elime almadığım oldu. Yazmak istediğim hikâye çoğu zaman anlık bir esinle gelip içime yerleşir. Ama yazmak için pek acele etmem. Olgunlaşmasını beklerim. “Bülbül Efkârını Gizlemek İçin Öter” ölümü anlatırken, yaşama bahanesinin de peşine düşer aslında. Romanın başkahramanı Nedret Gün yalınkat bir karamsar değildir. Öyle olsaydı hiç kendine bir mezar yeri aramaz, bir köprüden atlar veya boynuna bir ip geçirirdi. Zaten kazdığı mezarını hiç tereddüt etmeden başkasına vermesinden bellidir bu. Ama okur yine de ölüm hakkında bir metin okuduğunu söylemekte haklı sayılır. Sanırım şu cümle bu romanımı iyi özetlemektedir: “Yaşamak için bir rüya, ölmek için bir avuç toprak yeter insana.”

mt2.jpg

– Romanda içiçe geçmiş anlatılar silsilesi söz konusu, bunu bilerek mi yaptınız? Eski siyasi artist Nedret her önüne geleni ve hikâyesini dahası dokunduğu, karşılaştığı insanları anlatmanız kendi geliştirdiğiniz bir teknik mi?

– İç içe geçmiş hikâyeler iyi anlatılmadığında bir kakofoni çıkar ortaya. Karakterler giderek birbirine benzer. Doğru, bu romanımda başkahramanın dokunduğu herkes kendi hikâyesini anlatıyor. Ama aslında Nedret Gün’ü de başkası uzun uzadıya anlatıyor. Romana başlarken bu teknik aklımın ucundan bile geçmemişti. Hatta hikâyesini şehvetle anlatan kahramanların bazıları sonradan, yazma aşamasında kendini bana neredeyse zorla yazdırdı. Mirat Bey kapıyı kırarak içeri girdi. Şehrin Postası bir şeyler karaladığımı görünce yakama yapıştı, bir daha da bırakmadı. Yani yazmaya başladığımda Nedret Gün neredeyse tek başınaydı.

– Tanınmamış yazarlarla kimse ilgilenmiyor diye bazıları yakınırken, biz tam da bu türden yazarlara ulaşmak istiyoruz, onlara daha çok yer vermek, tanıtmak, tartıştırmak istiyoruz ama ilgilerini çekmiyoruz. Biz mi yanlış yapıyoruz, yoksa bu türden yazarların beğenisini kazanmak mı zor bilmiyoruz. Bu anlamda çok genel olarak da olsa Pirtûk û Wêje hakkındaki görüşlerinizi bilmek isteriz? Neleri daha iyi yapabiliriz?

– Sizin tavrınızı çok alçak gönüllü buluyorum. Ağızlara sakız edilmiş yazarlara da
yazıktır! Biraz rahat bırakılsınlar diyorum. İnsan bu kadar ilgi odağı olduğunda zaten hikâyesini de kaybeder. Yazacak bir şey bulamaz. Benim de en büyük korkum budur. Popüler yazarın farkında olmadan hikâyeci yanı yavaş yavaş ölürken, tüccar özellikleri hortlamaya başlar. Maddi kazanç anlamında tüccar değil, daha fazla okuru kitabının içine hapsetmek anlamında. Pirtûk û Wêje’nin kendi tutumundan şüphe etmemesini dilerim. Ama şunu da söylemeden edemeyeceğim: Buradaki ölçü sadece tanınmamış olmak değildir. İyi edebiyat yapanın kıyıda köşede kalmışlığı dert edilmelidir.

– Biraz da sizi etkileyen yazarlara değinmenizi isteyeceğiz. Var mı öyle güçlü ilham kaynağı olan, üzerinizde izlerini ve etkilerini atamadığınız birileri? En beğendiğiniz yerli ve yabancı yazarlar sorulsa aklınıza ilk kimler gelirdi.

– Kafka, kendime çok yakın bulduğum bir yazardır. Dostoyevski’nin etkisi de inkâr
edilmezdir. Karamazov Kardeşler’i ben yazmak isterdim mesela. Savaşın ahmakça olduğunu benzersiz bir dil ve mizahla anlatan Aslan Asker Şvayk romanı çok sevdiğim bir romandır. Romain Gray geç dönem keşfettiğim bir yazardır. Ama etkilendiğim biridir. Canetti, Cioran, Nietzsche…Dil ve özgünlükleriyle etkilendiğim yazarlardır. Türk edebiyatında Tahsin Yücel’i severim.

– Gelecek çalışmalarınızla ilgili planlarınızı da bilmek isteriz. Sırada neler var?

– Sırada ne olduğunu ben de bilmiyorum. Ama kafamda henüz kendine bir yer
bulamayan onlarca hikâye olduğunu da söyleyebilirim. Bazen hiç yazmasam diyorum. Oysa yazmaya mahkûmum. Şunu da biliyorum ki, yeryüzündeki kötülüklerin çoğu, hikâyesini kaybetmiş veya hikâyesini bulamamış insanların eseridir.

– Teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dileriz.

30.05.2017

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s