Şair Ali Şeker ile Söyleşi

Kırk yıldan beri şiir ile uğraşan, aynı zamanda sinema ve televizyon oyunculuğu da yapmış olan, edebiyat dergilerinde çeşitli makaleleri yayınlanmış olan üretken şairimiz ile onu, şiirini, günümüzü konuştuk:

as.jpg

            –  Pirtûk û Weje: Hemen başlarken neden şiir diye sorsak ve yazı ile ilişkinize değinmenizi rica etsek bize neleri anlatırsınız, bir de ne zamandan beri yazıyor, şiirle uğraşıyorsunuz?

Bu sessiz kalabalıkta sanki bir canlının gözlerinde ben ağlıyorum.

            – Ali Şeker: Yine de her şairin ütopyasında bir şiir tanımı vardır. Daha önce de bazı gazete ve dergilerde verdiğim röportajlarda da belirttiğim üzere, şiir tanımını naçizane yazmıştım. Sizin sayfanızda bu şiir tanımına yer vermek istiyorum. Ve yahut aynı pencereden görünen bir ağaca bakan bir kaç kişinin görebildiği şeylerin tamamını görmektir şiir. Örneklersek: ben görünen ağacın çıplak dalını, sen görünen ağacın yeşil yaprağını, bir diğer kişi ağacın gölgesini, bir başkası ise hem meyvesini hem de bizim gördüklerimizin tamamını görür. İşte bu noktadan sonra kanımca şiir devreye girer, diye de olumluya biliriz şiiri.

Bireysel sıkıntıların önüne toplumsal sorunların geçmesiyle birlikte, oluşan toplumsal bir çığlık, bir eylem, bir ütopyadır şiir…

Yaşamın toplamı içerisinde,

Şimdilik sevinçleri bir kenara bıraktım

Kördüğümünü yeni çözdüğüm bir umudu,

Esmer bir çocuğun gözlerinde büyütüyorum…

Lise ve ortaokul yıllarımda resim yapmaya çok yatkın bir el becerisine sahiptim. O dönemde yapmış olduğum resim portreleri, okuldaki arkadaşlarım tarafından özel günlerde sevdikleri insanlara tebrik kartı olarak gönderiliyordu, ta ki liseyi bitirinceye kadar resim yapmaya devam ettim. 1978 yılında ailecek İzmir´e göç etmemiz, yaşamın ekonomik koşulları ve hayatın gerçek pratiğiyle yüzleşmem bir oldu irkildim, korktum. Liseyi yeni bitirmiş genç, işsiz, Kimliği terörize edilmiş bir coğrafya “ Kürdistan “ insanın psikolojisiyle, birde Türkiye soluyla tanışmam şiir yazmama, bir nebze de olsa nefes alışıma yarayan bir soluk borusu görevini gördü, 1980 askeri darbesine kadar. Üniversiteyi kazanmama rağmen maddi olanaksızlıktan dolayı kaydımı yaptırıp okuyamadım, ailemin yoksul oluşundan dolayı. İş güç, emek sermaye çelişkisi derken inşaatlarda amelelik… 12 Eylül gelip kapıya dayandı sarımtırak rengiyle. Her kesin, her kesimin kendi derdine düştüğü karanlık bir süreç… O iklim sarı yapraklarını yüzümüze – yüzümüze savuruyordu zehirli okların sarı sızısıyla. O yıllarda tekrar resim yapma gibi, bir eylemselliğin içine girmedim. Lise yıllarında artist yani sinemacı olma özentisi mi desem, tutkusu mu desem? Tekrar yüreğimde, beynimde depreşerek şekillenmişti sinema serüveni, 12 Eylül‘ ün o karanlık günlerinde…

O karanlık yılların boşluğu içimdeki bir başka boşluğu doldurmuştu. Resim yapma isteği yerine, arabesk tarzı, şarkı sözlerine yakın şiirler yazmaya başladım Beyoğlu´nun o karanlık sokaklarında, o loş ışıklı üçüncü sınıf bekâr otel odalarında, zaman zaman eve gidip – gelmelerim oldu İzmir‘ e. Bu tutkum beş senelik bir zaman diliminin, yirmi dört saatlik zaman dilimiyle geçti. Siyah – beyaz televizyon dizilerinde ve birkaç filmde figüranlık. Sinema sektöründe seks film furyasının başlamasıyla o tutkum sona erdi. Ama bu yaşanmış zaman dilimi bende ileriye doğru, kendini değiştirip, dönüştüren, “evrensel bir kompozisyon “ da,  gelişmeye açık bir kişilik geliştirdi.  Bazen şöyle de yorumlamak istiyorum şiiri, şiir resim sanatının bir üst sıçramasıdır. Yani öznesi 1980‘ den beri şiir yazmaya çalışıyorum

-Bu güne kadarki çalışmalarınız hakkında neler diyeceksiniz? Her yaptığınız diğerinin aynısı mı, yoksa farklı söylemler, ifadeler, yeni deneyimler mi demeliyiz?

-Bu güne değin yapmış olduğum çalışmalar, kitap isimlerinden anlaşıldığı üzere farklı yorum, farklı söylem, farklı deneyimlerin iç içe geçtiği çalışmalardır diyebilirim. Yine de bu sorunun birincil muhatabı okuyucudur, diye de düşünmek gerekir.

Sabahın ilk ışıkları toprağı öperken

Sırtından karanlığı yere bıraktı, usul usul…

– Herkes şiir yazabilir mi, sanatın diğer dalları değil de neden inatla şiir? Bunun insanın psikolojisi, karakteri, yaşadıkları ve gelecekten beklentileri ile nasıl bir ilişkisi var?

– Herkes şiir yazabilir mi? Yaşamda her bir bireyin sorumluluğu, edim gücü, iş becerisi, hayata dokunuşu farklıdır. Bunun bir geometrisi, bir aritmetiği, bir kuralı olmadığı açıktır. Her insan her işi yapamayacağına göre, her insanda şiir yazamaz. Edebiyata, şiire yatkınlığı olan her kişi şiir yazabilir, ama her şiir yazana da şair denilmediğini biliyoruz. Anadolu‘ da sizin de bildiğiniz gibi, yeni aşık olan bir gencin o an ki duygu yoğunluğuyla bir şeyler yazdığını biliyoruz, buna da şiir demek doğru mudur? Onu da kitap okuruna bırakalım. Aynı şekilde askere giden insanımızın gurbete çıkan insanımızı örnek olarak verebiliriz. Bu, bana göre sürekliliği olamayan bir gözleme, bir birikime dayanmayan yukarıda da belirtim gibi o an gelişen anlık bir duygu kabarmasıdır. Ha, deyince şiir veya edebi bir eser yazılamayacağını düşünüyorum. Onun için bu soru bana, çok da nesnel olmayan ayakları yere basmayan bir soru gibi geldi.

Şiir veya edebi bir eseri yazmak için öncelikle iyi bir gözlem, iyi bir araştırma yapmak gerekir. Sanat – edebiyatın farklı dallarında ki eserlerini okuyarak, okuma alışkanlığı kazanmak ve beslemekle ilişkili bir olgudur yazma eylemi. Hani söylenen çok güzel bir deyim vardır “ Nasıl yaşarsan öyle de düşünür ve de yazarsın.”

Sanatın diğer dalları değil de neden inatla şiir? Yaşamım boyunca öyle polemik içerisine girmedim. Belki de şiir, beynimin bir köşesinde yüreğimin ta derinliklerinde, toplumsal olaylara daha duyarlı bir şekilde tetikte bekliyordu, ondan diyebilirim. Şiiri her zaman var eden toplumsal kırılmalardır. İnsan kendini hazır hissederse yazabilir, Roboski katliamı sürecinde farklı bir yoğunluğun içerisindeydim ve Roboski katliamına dair şiir yazamadığım için şimdi çok hayıflanıyorum. Yani kısacası inatla şiir değil de hiçbir edebi eser yazılmaz, bu benim bireysel düşüncem. Belki yer altı romanı, fantastik kurgu romanlar yazılabilir ama ben şiir için böyle bir yol izleneceğini düşünmeyenlerdenim. Hani duvar yazılarında hep karşılaşırız “şiir sokakta“ evet şiir yaşamla birlikte toplumun bütün dinamikleriyle vücut bulur. Dört yüz sayfalık bir romanı okuyoruz, ancak üç dört dizesinin şiir olduğunu görebiliyoruz. Yaşar Kemal’in  – İnce Memed romanından bir örnek vermek istiyorum.  “ Bir beyaz başörtüsü denizi aydınlığın içinde dalgalanıyordu“. Hemen hemen bütün yazılı edebiyat, psikoloji, karakter, yaşam ve gelecekle ilgili beklentileri her zaman vardır ve var olmaya devam edecektir. Çünkü içinde yaşadığımız dünyada sadece insanlar yaşamıyor. Birlikte dünyayı paylaştığımız 1 milyonun 200 bin üzerinde hayvan çeşitliliği, dört yüz binin üzerinde bitki çeşitliliğiyle beraber yaşıyoruz, bu koca evren de. Onun için bizim dışımızdaki varlıkların yaşamlarını da gözeterek edebiyat ve sanatımızda işlemeliyiz. Yaşamın kutsallığını üst bir evreye taşımalıyız, şiirimizde romanımızda veya öykülerimizde.

Yazın edebiyatı; kişinin aidiyet kimliği, inanç kimliği ve de yaşam tarzıyla da ilintilidir.  Ezilen bir kimliğin yok sayılan bir inancın sömürülen bir sınıfın parçasıysan ona göre yaşanmış toplumsal bir katliamı şiirine ve romanına konu edersin. Toplumun diğer bir kesimini de olaya karşı duyarlığa davet etmek sanat ve edebiyatın görevidir. O farklı bir pencereden bizlere yeni bir dünyanın kapılarını aralar. Bir de tarihe karşı sorumluluğunu yerine getirmiş olur, yazar. Bu diğer meşru olmayan inançlar ve o ülkede ezilen toplumun diğer katmanları içinde geçerli – her ne kadar üzücü bir olay olsa da sanata ve edebiyata konu başlığı niteliği taşır. Yaşadığımız coğrafyada bu açık hak ihlallerin onlarca örneği mevcuttur. Şiir heybesine acı, sevinci gözyaşlarını da toplumsal kırılmaları da yanına alır, bunu sanatına ve edebiyatına objektif bir gözle – bir kuyumcu titizliğiyle – bir ressamın fırça darbesi hafifliğiyle bütün renkleri nakış nakış ahenkle işler şiirine… İllaki şair olması gerekmiyor, her insanın gelecekle ilgili kaygısı vardır ve yaşam tek düze bir kurallar silsilesi olamadığına göre, hep güzeli, iyiliği, özgürlüğü yakalamaya çalışacaktır. Yazarların kaprisleri ve aç gözlülüğü el verdiği oranda.

Kanlı gökyüzü sizin olsun

Sınırları ihlal eden

Bir kuşkanadının özgürce uçabildiği kadar,

Mavi bizim olsun…

1a.jpg

– Günümüz şairlerinin önemli bir kesimi politik edebiyata uzak ve mesafeli duruyor. Oysa ülkemizde köklü bir şiir geleneği var. Önemli bir neslin temsilcileri yazdıkları, inandıkları ve bunları ifade ettikleri için yıllarca korkmadan, bıkıp usanmadan bedel ödeyerek edebiyatın, özellikle şiirin bayrağını hep yukarıda tutmaya çalıştılar. Günümüz şairlerine güçlü bir muhaliften öte korkak diyebilir miyiz?

– Günümüz şairleri; sizinde yukarıda bir soruyla kapı araladığınız bu konu çok önemli. Maalesef büyük bir kısmı politik edebiyata karşı mesafeli ve uzak. Bu kadar olumsuzlukların yaşadığı bir coğrafya da, ezilenlerden yana, kadına dair, statüsüz bir halka, doğa tahribatına ve talanına karşı, söyleyecek bir söz, bir kelamı olmalı yazarın, tabidir ki bu da farklı bir bakış açısı. Bu pencereden baktığımızda hiç bir olumlu cümle sarf etmeyen, imge sığınağı masa başı şairleri, meşru zeminlerde çokta can – kan buluyor, panel ve söyleşiden – söyleşiye koşuyorlar. Bilmem kitapları kaç baskı yapıyor. Dünya Şiir mecrasında (başka ülke şairlerini kalın bir çizgiyle ayırıyorum) dünya şairi kavramı Nazım Hikmet´le özdeşleşti ama roman için, hikâye için böyle bir kavram yoktur varsa da ben bilmiyorum. Şiir; hiç tanımadan, iki kolunu yana açarak insan kalabalığını özgür bir şekilde akmaktır. Her yazın türünün ardılları olduğu gibi, öncülleri de hep vardı. Şiirin öncülleri bu anlamda hatırı sayılır bedel ödediler, bu ülkede. Sürgün, mahpusluk, öldürüm ve sanatoryumlarda yoksulluk içinde geçen bir ömür. Hepimiz birer tanığıyız! Kürt sorununun çözümsüzlüğü koskoca bir ülkede, kör topal yürüyen her on senede bir darbe hukuku, adaletiyle askıya alınan bir demokrasi geleneği. Ve bu geleneğin devletin politik aklıyla beslenmesi, izlerini pratik yaşamda görüp ona nispet edercesine methiyeler dizen onlarca şair. Daha önce şiir yazan şairlerin bir kısmı, hapishanelerde çok önemli eserlere imza attılar. Ve bu şiirler yıllanmış şarap gibi kendini hiç eksiltmeyen güncelliğini koruyan tarihe tanıklık eden eserler olma özelliğini, bugün de bizlere hissettiriyorlar. Ama şunu da hiçbir zaman unutmamak gerekir. Yazılan hiçbir şiire nokta koyulamayacağı gibi, iyi şiirlerde bir gün gün ışığına kavuşacaktır, hem de yıllanmış bir şarap tadında.

Evet, Türkiye’ de de köklü bir şiir geleneği var. Şiir sanatı olgusu ve deneyimiyle, ütopyasını çok zor var eden bir sanat ürünüdür. Nasıl ki, şarabın her üzüm meyvesinde yapılamayacağını biliyorsak, şiir adına üretilen onlarca dize ve yan yana dizilen sözcüklerinde şiir olmadığı olasıdır. Ve edebiyat sanat dalları arasında bu kadar çok çabuk tükenen başka bir edebi eserin olamadığı gerçeğidir. Her şairin şiir yazdığı dönemde kendi okuyucusu tarafından isminin bilinmediğini de duyumlar dahilinde günümüze değin bir rivayet olarak aksetmiştir.  Konjüktürel olarak toplumun da kabuğuna çekildiği bir içe kapanma refleksi var ola gelmiştir. Aynı kırılmalar aynı dalgalanmalar sanat ve edebiyata da bulaşmıştır bu tüketim hastalığı şairlere de, yazarlara da ziyadesiyle… Hepimizin cebinde yüzlerce binlerce sözcük var, önemli olan o sözcükleri bir araya getirip şiiri yediden örmek…  

Henüz ince bir bahar rüzgarına bile,

Uçurtma uçurtmamış esmer çocuklardık

Rivayet o’ dur ki nereden geldiği belli olmayan

Bir cisimle şakağından vurulan…

-Kirmanckî (Zazakî) de yazıyorsunuz. Bir kitabınız Kirmanckî (Zazakî)niz hatta bu dilde yayınlandı. Türkçe yapıtlarınızla bir kıyaslamasını yapar mısınız?…

Ê çimanê to yê girdan de çend şewdirî ameyne şutene…

-Çok uzun süreli olmasa da ara ara Türkçe konuştuğumuz dil, gırtlak yapısı düşüncesimüsaade ederse, fırsat buldukça yazmaya ve emek vermeye çalışıyorum, nostaljide olsa özellikle bunu belirtmek istedim. İki tane Kirmanckî kitabım yayımlandı. Her dilin edebiyatı kendi dil grubu ailesi içinde bana göre müstesnadır. Seni, okuru, yazdığı kişiyi o yazdığı dildeki edebiyat dünyasının içine o sihirli atmosfere çeker ve içinden insan çıkmak istemez. Kimliğinle inancınla o coğrafyanın içinde yaşadığının tadına varırsın bütün duyularınla birlikte… Yukarıda yazdığım Kirmanckî şiir dizesinin öyle bir mistik yapısı var ki, ancak o dilde okumasını ve yazmasını bilen kişiyi ilgilendirir.. Kirmanckî, Kürtçenin var olan lehçeleri arasında çok yumuşak, çok melehim bir dildir. Ve de çok talihsiz bir lehçedir. Bu dilin konuşan öncüleri yani ebeveynleri bu dilin ölmesi için “ Türkçe konuş “ kampanyasının neferi gibi çocuklarını dillerine karşı soğuttular. Ve biz ardılları aynı metotla küçük çocuklarımıza karşı suç işledik ve de ana dilimizi öldürme suçunu işlemeye devam ediyoruz. Sadece Türkiye metropollerinde değil! Kürdistan´ın en ücra bir dağ köyündeki küçük yaştaki çocuklarımız bile, en değme Türkçe konuşandan daha iyi Türkçe konuşuyorlar. Kendi dil grubu içinde ortak alfabeyi kullanmayan, kimlik aidiyetinin başka bir ulusa ait olduğunu söyleyen çok çelişkili kesimlerimiz olduğu da bir realitedir. Zaten somut olan böyle bir gerçekliğimiz var,  hangi dilin edebiyatını okuyorsan o dilde edebiyat yaparsın. İki dilde yayınlanmış kitaplarım arasında bir kıyaslama ve ağırlıklarını ölçme gibi bir terazi elimde yok, ne de öyle bir arayış içine düştüm. Ama ikinci Kirmanckî şiir kitabım olan “ Sîsperike” benim ana dilimde yazdığım, benim için bir başucu kitabıdır diyebilirim. Ve bu benim son kitap çalışmam olan, ana dilimdeki ( Sîsperike ) yi, bu dilin ardılı olan kızıma ithaf ettim.  Ana dilimde “ Kirmanckî “ yazdığım için çok mutlu olduğumu itiraf ediyorum. Ah! Bir de şu asimilasyon kıskacı olmasaydı, ana dilime daha çok yoğunlaşıp gelecek kuşaklara aktara bileceğim bir kaç kitap daha, kaynak olarak bıraka bilirdim diye de iç geçirdiğim zamanlarım oldu.

– Kürt şiirinin bugünü hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz? Bir kesim sadece ana dili diye diretiyor. Bir kısmı çok dilliliğin daha çok okur, fikir taşıma, şiir ve edebiyatı yayma diyor. Anlatı dili evrenseldir diyor kimileri. Yasaklı bir dilin edebiyatını geliştirmek ana görev diyenler çoğunlukta. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz?

– Kürt şiiri hakkında kapsamlı bir bilgi ve donanıma sahip değilim, öncelikle bunu samimi bir şekilde itiraf edeyim. Kürtçe dediğinizde dört lehçesi “ Kurmancî – Soranî – Kirmanckî –  Goranî – Loranî “ olan Hint Avrupa dil grubu ailesine aittir. Dünyanın en eski ve en zengin köklü erilli – dişilli bir İrani dildir. Benim Kürt dilindeki dört lehçe hakkında düşünce beyan etmem ukalalık olur. Ancak hasbelkader ana dilim olan Kirmanckî lehçesini de dostlarımdan ve Vartolu hemşerilerimden gelen yoğun eleştiriler üzerine “ Neden Türkçe yazıyorsun, ana dilinde yazmıyorsun? “  sorularına muhatap oldum. Yedi senelik bir sessizlik dönemi beni tarifi imkânsız düşüncelere sevk etti. Önce anadilde kitap yazan yazarların kitaplarını topladım. Daha sonra bu dilde uzun süreli yayın yapan dergi, gazetelere ulaşmaya çalıştım. Kirmanckî dilini evde kendi kendime çalışarak ancak bugünkü seviyeye geldim.

Sadece ana dilde yazmaya diretenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Ve bunun da haklı sebepleri var. Özellikle Kirmanckî lehçesi “UNESCO”nun yaptığı belirleme çerçevesinde Dünya da kaybolan diller arasında 39. sırada yer alıyor. Bu noktada Kirmanckî için ana dilde diretenlerin bakış açısı çok yerinde bir harekettir. Zaten Kürtçe’ de de çok dilliğin bir sorun olduğunu zannetmiyorum. Hali hazır da Kürtçe’nin dört lehçesi var ve bu da çok dilliliğe bir işarettir. Bence iki dilde veya çok dilde yazmak isteyen yazabilmelidir. Ben de iki dilde yazmaya çalışıyorum. Demek ki, iki dilde yazmak da engel değil. Yeter ki kişi yazmak istediği o dilde deneyim ve donanıma sahip olsun kâfidir. Kurmancî lehçesinde de iki dilde yazı yazan kitap yayımlayan yazar arkadaşlarımız var. Kürtçenin yasaklı olduğu tarihlerde ben ana dile çok uzaktım. Türkçeyle haşır neşir bir durumdaydım, kentin çeperlerinde. Ne ana dilimi konuşabiliyor, ne de dili yazma gibi bir düşüncenin ne kenarından ne de köşesinden geçmiyordum. Şu anda Türkiye’de Kürtçe kitap yayımlamak yasak değil. Konjüktürel olarak Kürt kimliği, Kürt dilinin gelişmesi için siyasi faaliyet ve eğitim öğretim çalışması yürüten kurumlar kapatılmıştır. Ve bugün de “ Ohal “ koşullarında demokratik ve legal çalışma yürüten bütün siyasi parti, dernek, gazete, televizyonlar susturulmuştur. Her dönem sistemle örtüşen şarkı türkü söyleyen diğer televizyon kanalları akşama kadar Kürtçe olarak yayınlarını sürdürüyorlar. Ve TRT Kurdi de çabası. Şu an itibarıyla Türkiye’de Kürtçe eğitim ve öğretim veren kurumları, İstanbul Kürt Enstitüsü, Kanun Hükmünde Kararnamelerle kapatılmış. Bugün Türkiye’ de genel anlamıyla yasaklanmış bir dil yasağının olmadığını söylemek mümkün. Yukarıda da belirttiğim gibi, siyasi düşünen özgürlük isteyen sisteme muhalif olan Kürtlerin Kürtçe konuşması şu an ki güvenlik konseptine bağlı ve kısmi olarak yasak. Zaman zaman böyle gel – gitler devlet aklı ile Kürt siyasi hareketini arasında yaşanıyor. Bir fiili olarak bugün de devlet Kürt siyasi hareketinin bütün kazanımlarını gasp etmiş bir durumda. Diğer tarafta farklı düşünce ve inançların idealize edildiği bugünün Türkiye’ sinde her şey yasak! Bugün Kirmanckî yayımlanan kaç şiir kitabının olduğu verisi elimde yok. Ama hatırı sayılır Kirmanckî şiir kitabı, roman, öykü, folklorik çalışmalar yayınlandığını söyleyebilirim. Çokta edebi bir dille şiir yazan yazar arkadaşlarımız var.  Bu arkadaşlarımız ortak ve müşterek bir alfabeyle yazıyor. Yazılı edebiyatın evrensel bir anlatı diliyle yazılması hiçbir insanı yaralayıp öldürmez, adeta yaşatmaya çalışır. Bu bakış açısı birçok yazar da daha belirgin ve yaygındır diyebilirim. Tabii ki bu dosya konusunu daha fazla dağıtmadan nokta koymak istiyorum…

Zerrîya ma sêneyê asine panî sera ameya kuwayêne

Ma rengê adirê sûrî ra raperîyayîme teber.

– Son çalışmanız hakkında okurlarımızı bilgilendirirseniz seviniriz. Kitaplarınıza ulaşmak isteyenler en kolay nasıl ulaşabilirler?

– 2009 yılının Eylül ayında yayınlamayı planladığım, son kitap çalışmam olan Bıçak Kesiği Işık Demeti “ isimli deneme ve şiirlerden oluşan bir kitap dosyam şu an itibariyle yayına hazır. Kitaplarıma ulaşmak isteyen yalnızca son kitabım çalışmam olan  “ Her Dağın Rüzgarı Kendi Sesinden Islık Çalar “ı “ Na Yayınları İzmir ve İnternet kitap üzerinden temin edebilirler.

  Her Dağın Rüzgarı Kendi Sesinden Islık Çalar – Ali Şeker – Kitap …

www.kitabinabak.com/…/her-dagin-ruzgari-kendi-sesinden-islik-calar–ali-seker–etki-

Ali Şeker adlı yazara ait Her Dağın Rüzgarı Kendi Sesinden Islık Çalar kitabını alabileceğiniz siteleri inceleyin. Kitap Dünyasının Yeni Kahramanı. Ali Şeker adlı…

Pirtûk û Weje´ye öncelikle sayfanızda bana yer verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Sevgi ve saygılar

  • Teşekkürler eder çalışmalarınızda başarılar dileriz.

 

07.06.2017

                  

Ali Şeker Kimdir?

1959 Acarkent Varto´da (Muş) doğdu. 1978‘ de Varto lisesini bitirdi. Bir ara Türk sinemasında ve Tv dizilerinde oyunculuk yaptı. 1980‘den beri şiir yazıyor. Şiirleri çeşitli edebiyat dergilerinde ve ayda bir yayın yapan, Dersim Gazetesi´ne iki seneye yakın makale yazdı. Yayımlanmış beş şiir kitabı, bir toplu şiirler seçkisi, bir de şiir ve türkü ortak albüm çalışması vardır.

Kitapları:

1 – 2002 ‘ de “ Yarınlarımız İçin Yürü “ Etki Yayınları İzmir

2 – 2004 ‘ te “ Çocuğa Ağıt “ Etki Yayınları İzmir

3 – 2006 é da “ Parmak Çocuğun Tahta Bacağı “ Etki Yayınları İzmir

4 – 2006 ‘ da Dengbej Hasan Karakaya ile birlikte “ Yeter Artık Sonbahar – Kürt Bir Çocuk – Tîjî ya şodirî eşto bonan ser “ isimli şiir ve türkü ortak albüm çalışması.

5 – 2008 ‘ de  LİLİK (Gözbebeği) Etki Yayınları İzmir

6 – 2011 ‘ de Kirmanckî – Zazakî  HaylemeKilama Vayî “ isimli bir kitap çalışması. Ruba Ofset Matbaacılık İzmir.

7 – 2012 ‘ de “ Her Dağın Rüzgarı Kendi Sesinden Islık Çalar “ isimli 1. Toplu Şiirler Seçkisi. İleri Kitabevi İzmir.

8 – 2015 ‘ de “ Her dağın Rüzgarı Kendi Sesinden Islık Çalar “ İsimli Toplu Şiirler. Etki Yayınları İzmir.

9 – 2016 ‘ da Kirmanckî – Zazakî “ Sîsperike “isimli bir kitap çalışması. Na Kitabevi İzmir.

 

 

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s