Mahmut Alınak: ZENGİNİN KÖPEĞİ GİRER AMA HALK GİREMEZ

Geçenlerde üç günlüğüne İstanbul’a gittim. Devleşmiş bir köye dönüşen tarihi şehir duman mavisi bir sis örtüsü altındaki yatalak bir ihtiyarı andırıyordu. Solgun bakışlarında bitik bir dalgınlık, üç bin yıllık fırtınalı hayat yolculuğunun izlerini taşıyan benekli yüzünde hastalıklı bir bezginlik vardı.1

Gökten kızgın alev okları yağdıran güneş ile maviye boyalı ağzından sıcak buharlar tüten karanlık deniz el ele verip onu tere boğmuşlardı. Ipıslaktı, sudan çıkmış bir balık gibi zorlanarak nefes alıp veriyordu. Öyle yorgundu ki, bıraksalar günler, geceler boyu sürecek rüyasız bir uykunun kollarına atacaktı takatsiz bedenini.

Doğumla ölüm, gençlikle yaşlılık ikiz kardeşti onun bedeninde; bir elinde sevgiliye uzatılmış rengârenk bir çiçek buketi tutuyordu; diğer elinde ise iniltili bedenini dayadığı yaşlı bir baston vardı. Göz kırpışı bir zamanda geçip giden baharlarda nefes kesen nice aşklar yaşamış, geçmez sanılan zorlu kışlarda ise yüreğinde hiç iyileşmeyecek yaralar açan nice ihanetler ve nankörlükler görmüştü. İkiye bölünmüş bu hayatın uçurumlu tarafında kapkaranlık bir yoksulluğun kırbacı şaklarken, harcı yoksulların alın teri ile karılmış diğer taraftaki saraylarda ise mutluluk şarkıları söyleniyordu.

Kısaca İstanbul bir yanı zindanda zincirli köle, bir yanı göklerin maviliğinde kanat çırpan altın kanatlı bir kuştu.

Yirmi milyonluk cüssesiyle ayağa kalksa, ya da şöyle bir kıpırdasa dünyanın çehresini ve yönünü değiştirecek yenilmez bir güç taşıyordu damarlarında. Gelgelelim morfin enjekte edilerek uyuşturulmuştu o kudretli güç. Üstünde oynanan oyunların ve kanının emilişinin farkında bile değildi bu nedenle; öyle ki sırtında akıp giden trafiğin gürültüsüne bile alışmıştı yalan bombardımanıyla körleşen kulakları.

Felce uğramış trafikte kadim bir dostumun arabasında kaplumbağa yavaşlığıyla ilerlerken, dört bloklu bir site çekti azametine hayretle büyüyen bakışlarımı. Görkeminin yaydığı kibirle yirmi milyonluk İstanbul’a caka satıp küfür eder bir hali vardı sitenin. ‚Bu gecekondular kimin?’diye şakayla sordum arkadaşıma. „ANAP dönemi holdinglerden birinin sitesidir,“dedi arkadaşım. Sitede dairelerin fiyatı 7 milyon liradan başlıyormuş.

„Bu sitede zenginlerin köpekleri cirit atar, ama halk buraya giremez,“ diye devam etti. ‚Şimdi biz gitsek giremez miyiz siteye?‘ diye sordum. „İstersen deneyelim, ama sokmazlar bizi içeriye,“ dedi. Sitenin alışveriş merkezinde bir saatin altmış bin, bir montun da sekiz bin liraya satıldığını duyunca, elimde olmadan bir hayret çığlığı koptu ağzımdan

Kızgın asfaltta sabrımızı zorlayan trafik kâbusunda yol almaya çalışırken, başka bir siteyi de arkadaşım gösterdi bana. Altı bloklu bir siteydi. Her blok sekiz on katlıydı. „Bu site de AKP zengini bir holdingidir,“ dedi. O ünlü holdingi medyadaki reklâmlarından biliyordum. Daireler orada da altın değerindeydi, dokuz milyondan başlıyormuş her biri!

Peki, bunca parayı nasıl kazanmıştı bu holdingler? Bu paraları istifledikleri yer bir çayır bile olsa, bu kadar büyük para yığınlarını biçecek tırpan bulunmaz yeryüzünde.

Bu zenginlikler artık bir sır değildir, hepsi TC. Devletinin korumasında gasp edilen halkın malıdır. Tek bir holding yoktur ki, halkın alın teri, mal ve mülküyle köşeyi dönmemiş olsun!

Petrol halkındır, ama yağmalayanlar -yerlisi ve yabancısı ile- onlardır. Altın yatakları halkındır, ama el koyanlar onlardır. Doğalgaz, elektrik ve su halkındır, ama muslukların başını tutanlar onlardır. Toprak ve ormanlar halkındır, ama milyar dolarlık rantlara dönüştürerek üstüne gökdelenler diken onlardır. Parasal değerleri rakamlara sığmaz bor mineralleri, demir, krom, bakır, kömür, uranyum, fosfat, boksit ve daha pek çok maden halkındır, ama yağmalayanlar onlardır.

Devletin silahlı gücünün korumasında talan edilen bu ülke zenginlikleriyle kurulan bankalar ve fabrikalar da halkındır, ama onlar patron, halk ise hizmetkârdır.

Bunları söylediğinizde, onların medyadaki paspas yalayıcıları sizi, „anarşist, bölücü, terörist, vatan haini,“ diye damgalarlar. Irkçılığı ve dini kullanarak akıllarını başlarından aldıkları milyonlar ne yazık ki hazırdır bu yalanlara inanmaya ve onları alkışlamaya.

Ve o milyonlar yerli ve yabancı holdinglerce yağmalanan ülke zenginliklerine el koymanın gerçek yurtseverlik olduğunu bilmezler. Sürüklenir giderler sahtekârların ardından. Kölelerin bitmeyen hikâyesi tekrar, tekrar yazılır böylece.

Mahmut Alınak, 3 Temmuz 2016

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s