Qazî Muhamed, Sedrî ve Seyfî Qazî’nin Mahkeme Savunması

QM.jpg

Başkan Qazî Muhamed, Sedrî ve Seyfi Qazi´nin mahkemesiyle ilgili olarak şimdiye kadar çok şey söylendi ve yazıldı. Bu yazılanlar iki kısma ayrılabilir:

Birinci kısım: yargılandığı mahkeme sürecinin gerçeklerini bulandırıp çarpıtarak Kürt düşmanlarının çıkarlarına göre yazılmış yazılardır. Fakat bu konudaki belgeler, Qazilerin kutsal yolunu ve Kürt halkının onlara karşı varolan istek ve sadakatini göstermektedir. Anlaşılan odur ki“güneş balçıkla sıvanmaz/berê rojê bi bêjingê nayê girtin“

İkinci kısım: Sadakatinden dolayı sessiz kalmışların değerli yazılarıdır ki olayın açığa çıkmamış bütün gizli yönlerini yada Kürdistan Cumhuriyeti’nin yıkılışını ve Cumhurbaşkanı’nın idamını açıklamaktadır. İran Şahinşahı ordusunun yayınladığı derginin muhabiri olan Yüzbaşı Kiyomers Salih’in kaleminden çıkan bu yazı, okumakta olduğumuz o belgesel yazılardan biridir. Öyle anlaşıl maktadır ki kendisi mahkeme sürecinin bütün aşamalarında hazır bulunmuş ve bu yargılama sürecini özel bir broşür şeklinde hazırlayıp şahın güvendiği yüksek rütbeli kurmay subaylara ve hükümetin yüksek bürokratlarına çok gizli birşekilde dağıtmıştır
Tac Kiyanî adıyla bir tek özel sayı olarak yayımlanan bu yazı, Genel Kurmay merkez karargahında arşivlenmiştir. Biz de aslı Farsça olan bu yazıyı ele geçirip Kürtçe’ye çevirdik.

Okumakta olduğunuz bu belgenin önemi: Cesurve yürekli bir muhabir olan Yüzbaşı Kiyomers Salih, İran şahının kız kardeşi(Şems) ile evli olan genel kurmay başkanı Fıreydun Cem’in yeğeni olduğundan, şahın çevresinde güvenilen adamlardanbiri olup Qazî Muhamed, Sedır ve Seyfi Qazî’nin mahkemesinin bütün aşamalarına katılmıştır. İran şahının bütün belgeleri ve gizli mektupları Yüzbaşı Kiyomers Salih tarafından korunmaktaydı ve kimi zaman bu belgelerden bazıları broşür şeklinde basılıp sorumlu kurmay askerlere dağıtılıp okutulduktan sonra İran askeri gizli istihbarat arşivine gönderilirdi.

Başta da belirtildiği gibi, elinizdeki bu belge de,ikinci kısım belgelerden biridir. Bu yazı Qazilerin mahkeme tutanaklarından alınıp bir broşür şeklinde basılmıştır.
*Yüzbaşı Kiyomers Salih Yazıyor: Qazîlerin mahkemesinin sonuçlanması ve idam edilmelerinden sonra, ben bu olayların tümünü mübalağasız ve eksiksiz bir şekilde Mehname’de ve önemli olaylarıda Tac Kiyanî broşüründe yayınladım. Ancak dağıtmadan önce, askeri mahkeme tarafından çağırıldım ve orda bana dediler ki, Qazilerin gizli mahkeme tutanaklarını açıkladığın için suçlusun. Bu nedenle yüzbaşılık rütbem kaldırıldı ve bir yılda hapis cezasına mahkum edilerek tutuklandım. Bundan dolayı bir taraftan Mehname’nin basımı durduruldu ve diğer taraftan da bu haberler dağıtılmadı.

Kiyomers Salih, 1943-1946 yılları arasında Kürdistan ve Azerbaycan’da meydana gelen olaylarıda Mehname’nin 44-66 sayılarında yayınlamıştır. Ve ondan sonra da uzun bir süre Kürdistan ve Azerbaycan’la ilgili ayrıntılı birçok haber yayına hazırlamış, bu haberlerin bir kısmı yayınlanmış ve bir kısmı da arşivlenmiştir. Kiyomers, bu bilgileri, cezasını bitirip özgürlüğüne kavuştuktan sonra Mehname’nin 75. sayısında yayınlamıştır. Aynı şekilde Mehname’nin 1946 yılında çıkan 66. sayısında da şunları yazmış; „Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle İngiliz ve Rus askerleri geri çekilir, İran askerleri harekat başlatır”

Mehname sayılarının çoğunda İran şahına gönderilen sadakat ve güven mektuplarının (bunlardan bazılar: Dîborkî Elî Yar Es’ad kuvvetleri, Mameş aşireti reisi Qeranî Axayê Eşayer, Herkili Reşit Bey ve Hesen Tılo, Quqyas Mamedî ve Nuri BegêBegzade, Mıhemed Emin Çepê Herkî, Hemzeyê Qadırî Mameş ve diğerleri) bazıları yayınlanmış,bazıları da askeri arşivde korunmuştur. Bunlardan en önemlisi de Umer Xanê Şıkakî’nin Sarayla olan ilişkisini gösteren mektubudur ki o dönemde Umer Xan Kürdistan Cumhuriyeti’nin alay komutanı rütbesinde idi. Saqız ve çevresinden şahın sarayına güven vermek için gönderilmiş 17 adet mektup mevcuttur. Bu mektuplarda İran şahına olan sadakati dile getirilmekte, kendini İran şahının Saray yönetimine tanıtmakta ve ayn ızamanda Sarayın vereceği bütün emir ve görevleriyerine getirmeye hazır olduğunu belirtmektedir. Bu mektuplar İran askeri arşivinde korunmaktadır.

Belirtmek gerekir ki Dîbork kuvvetlerinden sorumlu Elî Yar, gönderdiği mektuplardan birinde, Başkan Qazî Muhamed ile birlikte Bakü ve Rusya Azerbaycanı’na gidişlerini ve burada yapılan görüşmelerin sonucunu, eksiksiz olarak uzun ve ayrıntılı bir şekilde İran Sarayına yazıp onları bilgilendirmiştir. Birkaç satırda bütün mektupların içeriğini dile getirmek mümkün değildir, ancak mektupların içeriğinin yaratığı etki bakımından, Eli Yar’ın bu mektubu Cumhuriyet’e vurulan en büyük darbedir. Umer Xanê Şıkakî, sayı itibarıyla Saraya en çok mektup gönderen kişidir. Rus askerlerinin Kürdistandan çekilmesinden sonra, Umer Xan tarafından alelacele şaha gönderilen mektupta, bir an önce İran askerlerinin Kürdistan’a yetişmesini talep ederek şöyle der: „Bütün Şıkak aşireti ile birlikte İran Şahının bir subayı gibi emirlerinizi yerine getirmeye hazırız.“ Bunun içinde, Şaha olan sadakatini ispatlamak üzere, heriki oğlunu Kadir ve Lezgin’i Tahran’a şahın yanına gönderir ki İran askerleri Kürdistan’a ve bilhasa Mahabad’a doğru gelince, onlara rehberlik ve koruyuculuk yapsınlar.
Umer Xan’ın dışında, bir çok aşiret reisi ve yerel kuvvet sorumlusu da, İran Şahına güven vermek ve askerlere rehberlik yapması için oğullarını, kardeşlerini ve güvendiği adamlarını Tahran’a göndermişlerdir.
Kiyomers Salih Yazıyor: 17 Kasım günü top,cephane ve birkaç tanktan (eski ve işe yaramaz tanklar) oluşan İran askeri birlikleri, Tahran’dan Tebriz’e doğru yola çıkar ve üç gün sonra yani 20 Kasım’da Tebriz şehrinin yakınlarına ulaşırlar. Bu haberin duyulmasıyla birlikte Azerbaycan hükümetinin bütün yöneticileri ülkeyi terkederek Rusya’ya kaçtılar, ancak İran askerleri birçok yönüyle emin olana kadar yani ayın 21’ine kadar şehre girmekten kaçındılar.
Tebriz şehri kontrol altına alındığı zaman, ben derginin yeni sayısını hazırlamak üzere Tahran’a döndüm.
Sonraki günlerde çıkan kararla İran askerlerine Kürdistana doğru ilerleme emri verildi. Amaç, Kürdistan Cumhuriyeti kurulduğu zaman Sınê,Kamyaran, Diwander ve Saqız yakınlarında yerleştirilen birkaç askeri birliğe de ki bunlar -bazen Kürdistan Cumhuriyeti askeri birlikleriyle zaman zaman çatışmaya girerlerdi. Mahabad’adoğru ilerleme emri verilmişti.

Ortak bir kuvvetin oluşturulması amacıyla, Tahrandaki bir kısım askeri birlikler, diğer bazı İran askeri birlikleriyle Tebriz’de birleştirilerek, Qazvin yolundan Kürdistana doğru gönderildiler. Bu kuvvetler 20 Kasımda Saqıza ulaşır, oradan da Kürt aşiret reislerinin rehberliğinde ve Bokan yolundan Mahabad Cumhuriyetine doğru yola çıkarlar.
Bu kuvvet, 29 Kasımda Mahabad’a ulaşır ve çok sayıda subay alelacele bir şekilde Qazi Muhamed, Sedrî ve Seyfî Qazî’yi aramaya başlayıp yakalamak ister. İran askerleri karargahını Mahabad’ta kurduktan sonra, aynı gece telsiz ileTahran’la ilişki kurup Qazilerin durumunun (kaderinin) ne olacağını sorarlar. Bu arada Qazîde tutuklanarak karargah komutanlığına getirilmişti.
Meydan mahkemesinin yapılabilmesi için bir komitenin kurulduğu ve komitenin yargılama yapmak üzere Mahabad’a doğru yola çıktığı ile ilgili ferman, Tahrandan çok çabuk geldi. GulamHusên Ezîmî başkanlığında ve Savcı Albay HesenKufanyan ile hakim Sergurd Cafer Sanıî’den oluşan mahkeme komitesi Albay Emîr Hoşeng Xılitbarî gözetiminde 6 Aralık günü Mahabad’a ulaşır ve Qazilerin yargılanması için toplanmaya başlar.
Ben, mahkeme komitesinin Qazileri yargılamak üzere yaptığı bütün oturumlarında hazır bulundum. Mahkeme oturumları birkaç saat sürüyordu. Bütün soru ve suçlamalar, savcı Hesen Kufanyan tarafından yöneltiliyordu. Diyebilirim ki sorular yeterince net değildi ve suçlamaların çoğu da sanıklar(Qazîler) tarafından reddediliyordu, Qaziler çok cesaretli bir şekilde suçlamaların ispatlanması için belge istiyorlardı. Ancak suçlamalar ve mahkemenin yargılama sonucunda vereceği son karar, daha önceden Tahran’da belirlendiği için, mahkemenin bu suçlamaları ispatlamaya yönelik herhangi bir belge sunma kararıda yoktu. Bundan dolayı mahkeme oturumları bir kaç saat içinde sonuçlandı ve ondan yarım saat sonra da Qazilerin idam kararı onaylandı.Aslında bu karar Tahranda alınmıştı ve aynı gece Qazilere de açıklandı.

Qazi Muhamed Aşağıdaki Suçlamalarla Suçlanarak İdam Cezasına Çarptırılır.
-Merkezi devletin onayı ve kararı olmadan,%51 Rus Devletine ve %49 Kürdistan Cumhuriyetine olmak şartıyla, Rus Devleti ilepetrol ticareti antlaşması yapmak.
-İran ülkesinin haritasını değiştirip yeniden belirlemek ve Ormiye, Kırmanşah, Sınê,Tewriz ve İlam olmak üzere beş vilayeti İrandan ayırmak.
– Kürdistan Cumhuriyeti için, Rus bayrağına benzeyen ve üzerinde çekiç-orak bulunan bayrağın kabul edilmesi. Kürdistan Hükümeti için Qazi Muhamedin resminin üzerinde bulunduğu ve Rus rublesine benzeyen Kürdistan adıyla para bastırmak.
-Kürdistanın dört parçasını (İran, Irak,Türkiye ve Suriye) kapsayan büyük Kürdistan haritasının yapılması.
-İrana yabancıların getirilmesi ve İran topraklarının bir kısmını onların idaresine bırakılması, örneğin Mele Mustafa BARZANÎ.
– İran Devletine ve Şahinşah’ına saldırı ve tehditte bulunmak ve Şahinşahı’na(AryaMêhır) karşı Kürt halkını başkaldırıya teşviketmek ve savaşmak..
– İran hükümetine karşı Rus hükümetiyle anlaşma yapmak ve İran toprakları içinde Rus işgalci kuvvetlerine yardımcı olmak.
– Bağımsız Kürdistan hükümetini ilan etmekve İran topraklarının büyük bir kısmını Kürdistan adı altında işgal etmek.
– Yurt dışına heyet gönderip, yurt dışından heyet kabul etmek. Rusya’yı ziyaretederek Rusya Azerbaycan Cumhur başkanı Bakırof ile resmi toplantı yapmak.
– İran Devletine sormadan ve İran Devletinin onayı alınmadan yabancılar ve İran düşmanlarıile ticari bağlantılar kurmak ve antlaşmalar yapmak.
– Özellikle Kürt olmayan bölge yöneticilerinin tutuklanması, öldürülmesi, evlerinin yıkılması ve mallarının yakılması.

Qazi Muhamed üç maddenin haricinde, diğerbütün suçlamaları şiddetle reddetti. Kabul ettiği üç madde şunlardır:
1. Azerbaycan Bakü’sünü ziyaret etmek ve Bakırof ile görüşmek.
2. Bayrağın varlığını kabul eder, fakat Rus bayrağında varolduğu gibi çekiç ve orak amblemini reddeder.
3. Mela Mustafa Barzani’nin Mahabad’a gelişini kabul eder, fakat Barzanî’nin iradesiyle geldiğini ve kimsenin onu getirmediğini söyler. „Çünkü O Kürt’tür ve Kürdistan her Kürdün evidir, isteyen her Kürt, Kürdistan toprağının her karışında yaşama hakkına sahiptir, çünkü bu hak ev sahibi olmanın hakkıdır.“
Cumhurbaşkanı Qazi Muhamed’in Yardımcısı ve Savaş Bakanı Seyfi Qazî’ye(Yada MuhamedHusên Qazî) atfedilen Suçlamalar:
 Yurt dışına, Rus Azerbaycan başkenti Bakü’ye gitmek.
– İran Azerbaycan’ı Cumhurbaşkanı Pîşwerîve Rus Azerbaycan’ı Cumhurbaşkanı Bakırofile Tebriz’de ilişki kurmak, toplantı yapmak ve antlaşma imzalamak
– İran hükümetine karşı, Kürdistan’da savaş bakanlığının kurulması.
Sedrî Qazî’ye(Yada Ebû El Qasım Sedrî Qazî) Atfedilen Suçlamalar (Mahabad ve Çevresindeki Kürtler Tarafından İran Milli Devrim Meclisine Seçilmişti.)
– Yazdığı çok coşkulu ve duygulu bir şiirle Mele Mustafa BARZANÎ’yi karşılayıp ve Kürt halkının kutsal bir sembolü gibi nitelemesi.
– Mahabad’ta hükmet işleyişinin ve biçiminin kurulmasında Kürdistan Cumhuriyeti Hükümetine, bakanlarına ve Qazi Muhamed’e yardımcı olmak.
– Qazî Muhamed’e, „Dışarıdan size askeri yardım gelene kadar direnin“ diye mektup yazmak.
– İran devletinin Mahabad Kürdistan Cumhuriyetine karşı savaşamayacağına dair Cumhuriyet yöneticilerine telkinde bulunmak ve halkı İran Hükümetine karşı başkaldırıya teşvik etmek.
Mahkemenin yürütülmesiyle ilgili bazı ayrıntılar hakkında Kiyomers Salih Yazıyor: Mahkeme oturumu yaklaşık olarak dört saat sürdü ve yarım saat sonra mahkeme heyeti onların idam kararını aldı ve telsiz yoluyla askeri karargahla ilişki kurarak onlara da bildirdi. (Ozaman karargah komutanı Sıpehbed Erşedi Humayuniidi.) Sanıkları geri gönderme kararını alıp, aynı gece kendileri de Tahran’a geri dönerler.
Sedri Qazi’nin yazmakla suçlandığı şiir, her nekadar bazı yazım hataları da içerse, bütünü Kürtçe olarak Mehname’nin 66. sayısında yayımlanır. Kiyomers Salihin kendisi Kürtçe bilmiyordu ve aynı zamanda şiiri kasete kaydeden kişi de Kürtçe’yi iyi bilmediğinden, şiir yazım hatası olmadan yayımlanamamıştır. Tutanakta yazılmış aşağıdaki şiirin kendisi, Sedri Qazinin suçlanmasının ve idamının birinci maddesi olmuştur.

Ya xwa bixêr bê Heloy berze firî Barzanê min
Remzê pîrozê gel û niştimanê min
Barzanî dujmin şikênî, şêrê jiyana min
Pêyê te li ser çav û qezat, li mal gîyanê min
Bê te gel û niştimanê min bê xêw û dîl e
Jêr çepokî dujmin zerd û mat û zelîl e
Dilê dujmin li tirsî heybeta te tête lerze
Jiber çi dujmin dijberê li vî kûrey erd e
Bi te hate naskirin gel û nîştemanî Kurdewarî
Tu yî berz û bariz, li her layê dîyarî
Bê te ku dujmin liser nîştiman de zal* e
Bê te gel wek teyrê nexweş û bêperr û bal e
Tu merdî meydan û şerr û roley
Warîsê pîrozê Îrsî Barzan û toley
Bi mêjû xawên nîştiman û gel û xêw î
Bi berzît Baz î, Barzan û lutkeyê ko yî
Lay dujmin barîz û bi navbangî bi navan
Bibîstin dujmin çirkemîze digrê li tawan
Bi Barzan im dinazim, mûqedesê rûyê zemîn e
Bêşiga şêr û awa wê maye yê jîn e
Li te fêrbûn bi derdê bêbeşan aşnayî
Bi te bû şewê bextreşan roşenayî
Bê te ye em nîştiman dikin beş beş û dabeş
Bi vê beş û pirş û perêşanî bû bêbeş
Her tu bo nîştiman xemxwar û pirr mişûr î
Dirêxî(Texsîr-War) nekird li katî xurbe û dûr î
Tu bo gel û niştiman mûjde û him firîştey
Te mizgînî anî em herdû şar û deştey
Gelê min bê te sêwî û perîşan û werrez bû
Melî(teyrê) bê perr û bal û giriftarî qefes bû
Bi te geş dibe ruxsarî pirr çirç û çirukim
Bi te rizgar û jiyawe, gelê mehtûk û sûkim
Kurd im û li vê xakê bûme û bi vê avê jiyame
Bo azadî gel û rizgarî nîştimanê me nemame
Min bi rût û qutî û pêxwas û bêkirasî
Li malê xwe me dujmin bi ser barê me de nasî
Hatina te ya bixêr lay bird, xemî zorim li ser şan
Bi te sarêj bû, tenê pirr zarim û halê perîşan
Êşa derdê Kurdan min pirr jan û li mêj e
Dermanê derdê muzmin dûr û dirêj e
Serwer Mistefa ye bo Mihemed piştevan û bira ye
Ya Reb geş bike ew dû çira ye
Miwefeq ke Mihemed, hem Mistefa ra bixatirê
Qur’an
Fexrî gel Mistefa û Barzan, maye şanazî
Gorî te gîyan û ser û malê, Sedrî Qazî
Ew ê Barzan wa nenasê bê hiş û bê ziman e
Kerr û gêj û wêj û heywan û nezan e
Ewê nahezî Barzan e, caş û xofiroş e
Yanî: Gewadbab e û zolekurd e û dayik zanî.*

Qazilerin yargılanmasından üç ay sonra, ikinci kez mahkemede sorgulanmaları için İran GenelKurmayı tarafından üç kişiden oluşan yeni bir mahkeme heyeti oluşturulur.
Yeni mahkeme heyeti üç kişiden oluşmaktaydı:
1. Albay Reza Nîkuzade (hakim)
2. Albay Recep Eta (Mahkeme heyetinin yeni başkanı)
3. Serwan Nebewi (Qaziler için avukat olarak belirlenmişti)
Kiyomers Yazıyor: Her ne kadar sanıklar(Qaziler)birinci oturumda suçlandıkları konularla ilgili olarak kabul edilmesi için ayrıntılı bir şekilde hazırlamış oldukları 114 sayfalık savunmalarını mahkemeye verdilerse de, bu savunma dosyas ıaskeri garnizondaki meydan mahkemesinin raflarında unutulmaya yüz tutmuştu ve hiç kims edosyayı açıp okumamıştı bile.
Aynı şekilde mahkeme heyeti Tahran’dan Mahabad’a geldiği zaman da, ikinci kez tekrarlanan mahkemede istekleriniz kabul edilmedi demek için, Qazilerin savunma dosyasını kendileriyle getirmemiştiler. Çünkü, öyle anlaşılıyordu ki Qazilerin suçlanma kararı Tahranda alınmıştı.
Qazileri yargılayan ve davasını takip eden heyet,Genel Kurmay tarafından belirlendi ve İran Şahı ile de tanıştırıldı. Şahinşah heyete bazı tavsiyelerde bulunduktan sonra, telsiz yoluyla GenelKurmayla ile sürekli ilişki halinde olmalarını isedi.

Mahkeme heyeti ve ben Kiyomers, 04.01.1947**tarihinde Tahran’dan yola çıkarak Tebrize doğru ve oradan da Mıyandıwaw ve Mahabad istikametinde yola devam edip, 07.01.1947 tarihinde hedeflediğimiz yere vardık ve bir gece Mahabad’ta dinlendik. Ertesi günün sabahı yargılama başladı.Sorgulanmak üzere ilk etapta Qazi Muhamed’i getirdiler ve yukarıda 12 madde halinde belirtilen suçlarla suçlandı. Qazi Muhamed ise üç maddenin dışında diğer bütün suçlamaları şiddetle reddetti ve sözkonusu suçların ispatlanmasıiçin mahkemenin belge ve kanıt göstermesini talep etti. Suçlamalar okunduktan sonra,Qazî Muhamed savunmasına başladı. Qazî Muhamed,savunma esnasında çok zinde idi, sakin ve saygın bir şekilde sorulara cevap veriyordu.
Qazî Muhamed’in ketum bir şekilde mahkemenin suçlamalarını reddetmesi üzerine, hakim Qazî Muhamed’e bağırarak çok sert bir üslupla konuştu. Bundan dolayı Qazî de çok kızdı ve Farsça olarak hakime şöyle dedi: „Şıma hemxurde digran ranışxwar mikunid“ ve konuşmasını sürdürerek dedi „şıma eger dîn nedarid ve xudara hem nemi şınasid ve îman be hısab û kıtabê axiret nadarid laeqel zırreyê cıwanmerd başîd(„siz iftira ediyorsunuz“ ve konuşmasını sürdürerek dedi „siz dinsizsiniz ve Alalah’ı da tanımıyorsunuz, kitaba ve ahiret hesabına da iman etmiyorsunuz, akılsızsınız ve mertliğin zerresi de yoktur sizde.) Neden bütün bu yalan ve iftiraları bize isnat ediyorsunuz eğer doğru konuşuyorsanız bir belgeyle ispatlayınız.

Çünkü Farslar içerisinde bu sözlerin kullanılması utanç verici olduğu için, mahkeme başkanı Qazî’nin bu sözlerine çok kızdı ve başını avuçlarıiçine alarak Qazî’ye şöyle dedi: „Kurdan segsifet! (Kürtler köpek sıfatındadır-War)“. Ancak hakimin bu öfkeli sözleri Qazî Muhamed’i hiç etkilemedi ve çok sakin bir şekilde mahkeme başkanına şu cevabı verdi: köpek, şerefsiz, utanmaz ve namussuz sizsiniz ki kendiniz halka karşıve yasalara karşı hiçbir sınır tanımıyorsunuz. Namusuz,sonuç olarak sen ancak senden önceki namussuzun verdiği kararı infaz edebilirsin ve ondan fazla elinden hiçbir şey gelmez. Ben suçsuz olduğuma inanıyorum ve çoktan beri bu yolda da ölmeye hazırım, ulusumun özgürlüğü için ölüyorum ve bu şerefli ölümden onur duyuyorum.Bunu kendim için Allah’ın bir rahmeti olarak görüyorum.

Qazî Muhamed sözlerini bu şekilde sonuçlandırdı ve artık konuşmayacağına, mahkemenin hiçbir sorusunu cevaplamayacağına dair kararını bildirdi. Qazî, cevap vermeyeceğine dair yeminetti ve dedi; bu kendini bilmez adam ne kada hata yapıyorsa yapsın. Mahkeme başkanı da,Qazî’nin öfke ve tepkisinin yatışması, kararından vazgeçmesi ve soruları cevaplaması için mahkeme, oturumuna ara verdi. Mahkeme tekrarbaşladığında, Qazî’nin mahkeme başkanı AlbayNikuzad’ın sorularını cevaplaması için çok çaba harcandı, ancak Qazî Muhamed şu cevabı verdi: Benim idam edileceğimin kararı verilmiştir, ulusuma verdiğim söz ve peyman odur ki ulusumla birlikte yaşayacağım ve onun için öleceğim.Şimdi nasıl olur ki ulusuma verdiğim söz ve ettiğim yeminden vazgeçeyim! Bu nedenle bütün namussuzluk mahkeme başkanı olan Albaydan kaynaklanıyor. Ben o adamın sorularını cevaplamam, eğer başka biri varsa sorsun.
Qazî Muhamed’in konuşmayacağı anlaşılınca,mahkeme heyeti çaresiz bir şekilde Albay Nikuzadyerine, mahkeme başkanı da olan Albay RecepEta’yı mahkemenin yargıcı yapmak zorunda kaldı.

Birinci sorudan başlamak üzere bütün sorular yeniden soruldu. Qazi Muhamed, daha önce reddettiği soruların tümünü tekrar reddetti. Neden merkezi devletin onayı ve kararı olmadan, RusDevleti ile petrol ticareti antlaşması yaptınız?sorusuna verdiği cevapta; Qazî Muhamed (gülerek dedi): Hangi petrol, ticaret yapmak için elimizde hangi petrol kuyuları ve şirketleri vardı, eğer bizi cambazca bir şekilde suçlamak istiyorsanız, öyle suçlama ve iftiralarda bulunun ki biraz doğruluk payı olsun.
Anlaşılan o ki siz Mahabad şehrinin içinden geçen nehrin suyunu da petrol olarak görüyorsunuz. Doğrusu çok bilinçsiz bir şekilde bizi suçluyorsunuz, bize yaptığınız suçlamaların hiçbirinin temeli yoktur.

Aynı şekilde diğer sorunun cevabında da güya Qazi Muhamed, İran’a yabancıları getirmek istemiş ve İran topraklarının bir kısmını onların idaresine bırakmış, örneğin Mele Mustafa BARZANÎ gibi! Qazî Muhamed üç ay önceki yargılamada olduğu gibi tekrar bu sorunun cevabını verirken şöyle dedi: Mele Mustafa BARZANİ Kürdistan’a gelen bir yabancı değildi ve değildir, hiç kimse onu getirmemiştir, Kürdistan herkürdün evidir, şartlar öyle gerektirmiş ve o daevinin bir bölümünden diğer bir bölümünegeçmiştir.
Albay Eta, soruları birer birer tekrarladı ve QaziMuhamed de daha önceki gibi bütün suçlamaları tekrardan reddetti. Bu arada Albay Nikuzad sarı,kırmızı ve yeşil renkli ve üzerinde çekiç ve orak resmi olan bir kumaş parçasını çantasından çıkartı ve Qazî Muhamed’e göstererek şöyle dedi: İşte bütün hükümetin, bayrağın ve teşkilatın bu değil mi? (Albay bayrağa tükürerek ayaklarıaltına alıp bastı.)

Albayın bu davranışına karşılık olarak Qazî Muhamed şöyle dedi: Birincisi, göstermiş olduğun bayrak kesinlikle Kürdistan bayrağı değildir, çünkü bizim bayrağımızın üzerinde çekiç ve orak resmi yoktur. İkincisi, bu davranışın senin ahmaklığının ve şuursuzluğunun göstergesidir, çok iyi bilin k ihakaret etmek için hiçbir zaman eliniz Kürdistanbayrağına yetişemeyecektir, bir gün gelecek ki o bayrak şu anda yargılanmakta olduğum mahkeme binasının üstüne dikilecek ve dalgalanacaktır. Ben Kürdistan bayrağını Mele Mustafa BARZANÎ’ye emanet etmişim ve onun omuzlarındabu dağdan öteki dağa, bu şehirden öteki şehreve bu ülkeden öteki ülkeye taşımakta, ta ki birgün bütün Kürdistan dağlarına ve diyarlarına dikilip dalgalanana kadar, çok iyi biliniz ki ogün gelecektir.

Albay Qazî Muhamed’e talepte bulunarak dedi:Her ne kadar bu konu mahkemenin işi ve görevidışında ise de, bize Mele Mustafa BARZANÎ’ninbazı özeliklerinden bahs edebilir misin?Qazî Muhamed: Mele Mustafa BARZANÎ’den vazgeç, sen kendin dedin, Mele Mustafa yabancıbiridir ve mahkemenin işi ve görevi dışındadır.Fakat Albay ondan tekrar talepte bulundu.

Qazî Muhamed: Eğer bir bütün olarak MustafaBarzanî’den bahsedersem, bir anda Kürtlük tarafımınağır bastığını düşünebilirsin.Albay Eta: Söylediklerinin doğru olduğunainandığına dair yemin etti, bu mahkemedebenim için kani olmuştur ki dediğin ve diyeceğinher şey, yüreğinin derinliğinden çıkıyor ve inanaraksöylüyorsun.
Qazî Muhamed: Size Mele Mustafa BARZANÎ’ninbütün özelliklerini anlatamam, siz de hiçbir şekildebütünüyle BARZANÎ’yi tanıyamazsınız.Çünkü, Ona düşman tarafı olarak baktığınız için,ben söylersem de, siz hiçbir şekilde düşmanınızınbu değerli ve iyi özelliklerini, duruş ve pratiğinitakdir etmek istemezsiniz.Yargıç, bildiği oranda BARZANÎ’yi onlara tanıtmasıiçin Qazî Muhamed’ten tekrar talepte bulundu.
Qazi Muhamed: Ne ben ve ne de başka biri Barzanî’yikendisi gibi size tanıtamaz, bu soruyu sormaktanvazgeçmenizi istiyorum.Fakat mahkeme heyeti Mustafa BARZANÎ’denbahsetmesini tekrar talep etti.Qazî Muhamed: Pekala, Mele BARZANÎ’yi yalnızbirkaç cümle ile size anlatacağım; tarihte, nekadar kahraman, yiğit, direnişçi, şerefli, hümanist,özgür, korkusuz ve öngörülü büyük şahsiyetlervarolmuşsa, BARZANÎ de onlardan biridir.Allaha ve dine, İslam dininin önderine inanmış
Müslüman milletinde nasıl ki doğruluk, dürüstlükve sadakat varsa, bütün bu özellikler BARZANÎ’dede vardır. Sa’di’nin de dediği gibi: „Hırançe xobanheme darend, ew bı tenha dar e.“ İster inanınister inanmayın veya hoşnut olun yada olmayın.Qazî Muhamed’in çok içten ve inanarak söylemiş olduğu bu sözlere, mahkeme salonunda bulunan herkes hoşnut oldu. Şüphesiz belliydi ki BARZANÎ’yle ilgili anlattığı bu övücü özellikler, ne BARZANÎ’nin hatırı içindi, ne de mahkeme heyetinin.

Mahkeme başkanı Eta, Qazî Muhamede dedi:Bilebildiğimiz kadarıyla bu memlekette seninkadar sakin ve kendine hakim kimse yoktur, nedenAlbay Nikuzad’a çok kızdınız?
Qazî Muhamed: Şu anda uğurunda idam cezasıile yargılanmakta olduğum bu ulusun onurunurencide etme fırsatını hiç kimseye vermem. Şuanda ulusumu rencide edecek ve küçümseyeceknamertçe bir davranışı nasıl kabullenebilirim?Sadece şunu söyleyebilirim; Kürtulusunu rencide edecek alçak ve namert birkişiliğe fırsat vermem. Bunu kabullenecek kadarbilgili ve medeni değilsiniz, saygısızlığınızınasıl hoş görebilirim? Se’dî’nin dediği gibi:“Hıra engız dest ez can bişevît, herançe derdîdil derd bigoyid.“ Ulusum için ölmek ve şehitolmak! Allah’tan istediğim kabul edildi, bağışlayanyüce Allah’ın huzuruna yüzümün akıylagideceğimi umut ederim.
Kiyomers Salih: Qazi Muhamed’e yapılansuçlamalar listesine mahkeme oturumun sonundabir yenisi daha eklendi; güya cumhuriyet kadrolarınave bir grup subaya şiir okumuş ve onlarda bu şiiri kendilerine kılavuz yapmışlardı. LakinQazî cevabında, ilk olarak bu şiiri sizden duyuyorum dedi.

Bir çok askeri mahkeme ve meydan mahkemesininduruşmalarına katılmışım, fakat hiç birindede Qazî Muhamed gibi yürekli, cesaretli vekorkusuz bir insanı görmedim. Muhakemedehiçbir şekilde korkmuyordu, sanki mahkemededeğil de bayram ve şenlikte oturmuş biri gibisoruları cevaplıyordu ve çok cesaretli bir şekildekonuşuyordu.
Albay Nikuzad, Kürt halkını ve Qazî Muhamedi rencide eden sözler sarf ettiği zaman, Qazî Muhamed çok sert bir şekilde ona cevap verdi.“Bizden öncekiler sizi çok iyi tanımışlar.(………..) diyen şairden Allah razı olsun.“

Kiyomers Salih: (çok felsefi ve derin bir Farsça şiir okudu ki acemlerin ve Şîa’nın ruhunu ve kökünü ortaya koyuyordu) ben o şiirin kime aitolduğunu öğrenmek ve yazmak istiyordum, fakat muhakeme zamanı olduğu için şiiri tekrarlama durumu yoktu. Ve Qazî şiiri okuduktan sonra: Sizi bize böyle tanıtmışlar dedi.

Albay Eta tekrar Qazî Muhamed’e sordu: MeleMustafa BARZANÎ ’nin buradan ayıldıktan sonra,seninle ne tür ilişkileri oldu? Eğer ilişkisi olduysahangi gün ve nasıl oldu?
Qazî Muhamed: BARZANÎ Şino ve Nixede bölgesîneulaşana kadar ilişkimiz vardı, fakatoradan uzaklaştıktan sonra ilişkimiz kesildi veondan sonra haber alamadım.
Yargıç tekrar sordu: Mele Mustafa BARZANÎ ileilişkiniz olduğu zaman, Mele Mustafa seni kurtarmakiçin ne tür planları hazırlamıştı?
Qazî Muhamed: Mele Mustafa BARZANÎ, onunlaberaber gitmemi çok istiyordu, henüz ben tutuklanmadanbana şunu dedi, „ben (İran devletinekarşı-ÇN.) suçsuz olduğumu dillendiremem.“Mele Mustafa BARZANÎ, bana, siz Acemlerin doğru ve gerçek resmini çizdi, sizin kim ve ne olduğunuzu kavrattı
.Albay Eta sordu: O resmin nasıl olduğunu ve neolduğunu bize gösterebilir misin/anlatabilirmisin?
Qazî Muhamed: Doğrusu, BARZANÎ sizi herkestençok daha iyi tanımış, BARZANÎ bana şunudedi, „hiçbir halk ve millet Acemler gibideğildir, Acemler güç ve kuvvet sahibi olduğuzaman onlardan daha zalim, acımasız vevicdansız olanı bulunmaz, boyunduruk altındaoldukları zaman da, hiç kimse onlar gibi iktidarsahibine ricacı ve mazlum görünmeyi bilemezve edemez. Güç/iktidar sahibi olduklarızaman, ellerinden ne geliyorsa yaparlar veboyunduruk altında olduğu zaman da, geçinmekiçin ne gerekiyorsa yaparlar. Bundandolayı suç işlemediğin için Acemlerin seni hoşkarşılayacağına dair bir beklentin olmamalı.
Albay Eta tekrar sordu: BARZANÎ’yle gitmediğinden dolayı pişman değil misin?
Qazî Muhamed: Eğer yüce Allahım bu şekildekiölümüme engel çıkarmazsa, pişman değilim.Çünkü, ben, onlarla yaşayacağıma ve onlarlaöleceğime dair, Kürt ulusuna söz vermişim. Biliyorum, eğer ben gitseydim ve elinize düşmeseydim,benden intikam almak için, Mahabadhalkından ve Kürt milletinden çok sayıda insanöldürecektiniz. Bunun için rahatım. Birincisi;suçsuz olarak ben öldürüleceğim, ikincisi ise;vermiş olduğum sözü yerine getirmiş olduğumiçin, umut ederim ki Allahın ve Kürt milletininyanında, dünyanın ve kıyametin sevimli insanıolurum.
Albay Eta sordu: Tutuklandığın zaman, Mahabadcivarlarında bulunan BARZANÎ’nin seni kurtarmakiçin bir planı var mıydı?
Qazî Muhamed: Evet, BARZANÎ bana haber gönderdi ve ne şekilde olursa olsun herhangi bir gece çok sayıda pêşmergeyi gönderip beni zindandan kurtarabileceğini söyledi. Mele Mustafa’nın amacı, öldürülmeden önce beni zindandan kurtarmaktı.
Albay Eta:Neden plan işlemedi?
Qazî Muhamed: Ben kendim istemedim.
Albay Eta:Neden? Neden kurtulmak istemiyordun?
Qazî Muhamed: Birkaç nedenden dolayı.
Albay Eta: O nedenler neydi?
Qazî Muhamed: Birincisi, ulusuma vermiş olduğum söz ve anlaşmaydı. İkincisi ise, dahaçok kan akmaması için idi, bilhassa benyaşamımda ölüm ve öldürmeden dolayı üzülüyorum.
Albay Eta: Doğrusu sen kendine mi üzülüyordunyoksa Barzanilere mi veya bizim subaylara mıüzülüyordun?
Qazî Muhamed: Allaha inan ki, ne kendimeüzülüyorum ve ne de sizin subaylarınıza. BenKürtlere ve Barzanilerin gençlerine üzülüyorum.Eğer bu olmasaydı, ben karar vermiştim ve herhalûkarda öldürüleceğimi biliyordum
.Albay Eta: Barzanilere neden bu kadarüzüldüğünü bize anlatabilir misin?
Qazî Muhamed: Çünkü Mele Mustafa ve Barzaniler,Kürt ulusunun gelecek umududur. Bende Kürdistan bayrağını onlara emanet ettim ve onlar o bayrağı koruyacaklar. Kürdistan bayrağı günü gelene kadar onların yanında kalacaktır. O bayrak, Albay Nikuzad’ın tükürüp ayakları altında çiğnediği bayrak değildir. Alahtan umudum odur ki, o bayrak Barzanî kuvvetlerinin eliyle şu an içinde yargılandığım bu evin üstüne ve bütün Kürdistan dağlarına dikilip dalgalansın.
Albay Eta: Son soru; doğrusu, sen kendin mi gitmedin yada BARZANÎ seni kendisiyle götürmedi,istemedi onunla gidesin?
Qazî Muhamed: Öyle anlaşılmaktadır ki şimdiyekadar söylediklerime inanmıyorsun.
Albay Eta: Bana bu gerçeği anlatmanı istiyorum.
Qazî Muhamed: Albay! Kendine gel, sen de benirencide etme! Neden doğruyu benden istiyorsun?Bu söylediklerim doğru değil mi, he!? Babam veatalarım bu topraklarda yaşamış, Kürdistan topraklarının dışında nereye gideyim! Ben ülkemi veulusumu bırakıp kaçacak kadar yaşam düşkünüdeğilim!

Albay Eta, Qazî Muhamed’in daha önceki gib itekrar kızmaması ve Nîkuzad gibi onu da rencide etmemesi için, çabucak özür diledi ve amacının Qazî Muhamed’i rencide etmek olmadığını, ağzından yalnızca böyle bir söz olarak çıktığınısöyledi. Ve sonra şu soruyu sordu ve dedi gerçektende bu soruya da cevap vermeni istiyorum.
Albay Eta: Eğer o kadar vatanını ve ulusunu seviyorsan,neden yabacıları ülkeye getirip ulusuna subaylık yapmasına izin veriyorsun?
Qazî Muhamed: Siz bu sözü çok tekrarlıyorsunuz,anlaşılan amacınız İngiliz ve Rus Kuvvetlerini kastetmektir?
Albay Eta: Hayır, amacım Mele Mustafa Barzanî’yikastetmektir.

Qazî Muhamed (gülerek dedi): Bir süre önce bu sorunuzu cevapladım, tekrarlamaya gerek yoktur.Ben size dedim, Mele Mustafa BARZANÎ Kürt’tür ve Kürdistan da her Kürt’ün evidir, BARZANÎde evinin bir odasından öbür odasına geçen bir insan gibidir, her insanın evinin ve malının herhangi bir yerinde oturmaya hakkı vardır. Ve iyi bilin ki ben kendim gitmek istemedim, eğer öyle olmasaydı, emrimde olan birkaç otomobil vardı, istediğim her an ve zaman bu otomobillerden biriyle İran topraklarından uzaklaşabilirdim.Ben yaptığım işin sonucunu da çok iyi biliyordum ve sizi de çok iyi tanıyordum. BARZANÎ’nîn dediği gibi, hiçbir halk ve millet Acemler gibi değildir, Acemler güç ve kuvvet sahibi olduğu zaman onlardan daha zalim, acımasız ve vicdansız,onlar kadar rencide edici ve kuru kafalı olanı bulamasınız, boyunduruk altında oldukları zamanda, hiç kimse onlar gibi iktidar sahibinden ricacıolmayı, kendini zavallı ve mazlum göstermeyi bilmez.

Qazî Muhamed’in mahkemesi bu şekilde sona erdi. Ondan sonra, sıra Muhamed Huseyin Xanî Seyfî QAZÎ’ye geldi. Çok heybetli, zinde ve cesaretli bir şekilde mahkeme salonuna girdi ve burasının mahkeme olduğunu düşünmüyordu bile.
AlbayNikuzad yerine oturdu, bir süre Seyfî QAZÎ’ye baktı ve soruları sormaya başladı.
Albay Nikuzad: Neden bu görevi aldın ve Savaş Bakanı oldun, bu görevi almaktaki amacın neydi?
Seyfî QAZÎ: Bu görevi onurla aldım ve tek amacım ulusuma hizmet etmektir.
Albay Nikuzad: Amacın hizmet etmek miydi yoksa para biriktirip yaşamak için mi bu görevi üstlendin?

Seyfî QAZÎ(gülerek): Albay, eğer beni tanımıyorsan bilmiş ol, bu görevi para toplamak için yapmamışım, 2 milyon Tümene yakın kendi paramı Kürt ulusu ve Kürdistan Cumhuriyeti için harcamışım. Albay, öyle anlaşılmaktadır onun dışında beni de tanımıyorsun. Sen, mahkeme ve adaletin pratiğinden de hiçbir şey anlamıyorsun.
Aslında burada, Albay henüz Qazî Muhamed’in sözlerinin yaratığı kızgınlığın etkisinde olduğu için, patlamaya hazır bir durumdaydı, SeyfîQazî’yi kırmak ve bir bahaneyle ona kızmak istiyordu.Fakat Seyfî Qazî onu uyararak şöyle dedi: Artık biz yaşamdan da maldan da vazgeçmişiz, eğer sen bir iğnenin ucu kadar cesaretlenip ben irencide etmek istersen, ben Qazî Muhamed gibi değilim, yalnız sözle sana cevap vermem(eliniyumruk yapıp Albaya göstererek dedi); bu yumrukla dişlerini ve başını kırarım, sonuç olarak bizim de beklediğimiz ölümün ötesinde bir şey yoktur. Şimdiye kadar bizim hakkımızda bir milyon yalan, hoş olmayan ve düşüncesizce şeyler söylediniz, şimdi de yenilerini eklemek istiyorsunuz. Bizim aleyhimizde düzenlemiş olduğunuz bütün bu bahtsızlığın ve yalanların,hiçbir temeli yoktur, fakat burada size açıklıyorum,bütün bu yalan ve iftiralarınızı onurlanarak kabul ediyorum. Artık sizin hiçbir sorunuzu cevaplamayacağım.

Böylece Seyfî Qazî’nin muhakemesi de sona erdi.Ve ondan sonra sıra Ebû El Qasım Sedrî Qazî’yegeldi ve onu mahkeme salonuna getirdiler. Ona sorulan birinci soru şuydu:Qazî Muhamed’e göndermiş olduğun o mektupta,“Dışarıdan size askeri yardım gelene kadar direnin“ diye yazmandaki amacın neydi?
Sedrî QAZÎ: Böyle bir iddianın aslı yoktur, eğerböyle bir şey varsa buyurun kanıtlayın.BARZANÎ için yazmış olduğun o şiir ne idi?
Sedrî QAZÎ: Evet, o şiiri BARZANÎ’yi sevdiğimiçin yazdım.
Yargıç tekrar sordu: Mektubunda belirttiğin o yardım daha önce de var mıydı? Yoksa bu, yabancılartarafından size gönderilen ilk yardımmıydı?
Sedrî QAZÎ: Böyle bir şeyin aslının olmadığını söylüyorum.
Yargıç tekrar sordu: Pîşeweri ile Tebriz’de, Miyandwaw’daRus komutan Nemaz Elyof’la,Merxe’de Aleksandır’la ve Urmiye’de Rus konsolosuylane için görüşüp toplantı yaptınız?
Sedrî QAZÎ: Bu görüşmeler o günkü koşulların gereğiydi.
Yargıç sordu: Bu, Ruslar için yapılmış bir casusluk işidir.
Sedrî QAZÎ: Kimin için casusuluk? Neden? Ülkemizde olup da Rusların görmediği ne vardı? Rusların kendiliğinden gidip görmedikleri bir şey,bir yer var mıdır?
Yargıç, tekrar dile getirdiği bazı isimlerin, böyleşöyleyazdığını söyledi.
Sedrî QAZÎ: Herhangi bir yere yazmış olduğumher yazının bir nüshasını da kendi yanımdatutarım. Mektup ve belgelerin tümünün içindemevcut olduğu dosyamı Tahran’a gönderin. Neyi,neresi için yazdığım, o zaman daha iyi anlaşılır.

Bu şekilde her üç QAZÎ’nin de tekrardan görülenmahkemesi sonuçlandı. Mahkeme Heyeti tekrarkonuşmaya başladı, ancak bu konuşma öncekigibi değildi, yarım saatten daha az bir süredekonuşmasını tamamladı ve kararını aldı.QAZÎ’lerin tekrardan yargılanması için kurulmuş olan bu ikinci Mahkeme Heyeti kararını yaklaşık on saat içerisinde açıkladı ve bu arada sürekliTahran ve Mahabad arasında telsizle görüşmeleryapılıyordu. Mahkeme heyeti gece saat 12’de üçQAZÎ’nîn de idam kararını açıkladı ve bu kararıçok hızlı bir şekilde Tahran’a ulaştırıp onları haberdar etti.
Her ne kadar ne Qazî Muhamed, ne Sedrî, neSeyfî Qazî ve ne de biz Tahra’nın kararıyla ilgilibir şey öğrenemedikse de, fakat asayiş komutanının yüz renginin belirgin bir şekilde değişmişolduğunu, ellerinin titrediğini ve acil bir şekildetelsizle bir yerlerle ilişki kurmak istediğinigördüğümüz zaman, anladık ki çok sert bir kararverilmiştir.
Her ne kadar, Tahran’la yapılacak telsiz görüşmelerininsüresinin yarım saati aşmaması kararıönceden alınsa da, anlaşılan oydu ki Şahın Sarayıve Genel Kurmay, o gece sabaha kadar mahkemekararının infaz sonuçlarını bekledi.

Doğrusu Qazî’lerin yeniden yargılanması için kurulanikinci mahkeme de, bundan önceki meydanmahkemesinin yaptığı suçlamaları tekrarladı vehiçbir suçlama için de önemli bir belge gösteremedive Qazilerin suçlamaları reddetmesine debir cevap vermeden, her üçünün idam kararınıonayladı. Ondan sonra, şehir içinde darağaçlarınınkurulacağı bir yer aramaya koyuldular.

Anlaşılan oydu ki asayiş komutanlığı mahkemekararından bir gün önce, Çıwarçıra meydanındakibir evi belirlemişti, yani baştan beri idamlarınyapılacağı yer belirlenmişti.
Komutan: Biz gerekli yeri hazırlamışız.Kiyomers Salih Yazıyor: Başta verilmiş olankarara göre, QAZÎ’lerin infazı, Mahabad komutanlığınabırakılmıştı. Biz mahkeme heyetiylebirlikte Tebrize ve oradan da Tahran’a gitmeküzere hazırlandık. Fakat aniden karar değişikliğiyapıldı, Qazîlerin cezası infaz edilene kadar mahkeme heyetinin orada kalması gerekiyordu.Qazilerin idamı gerçekleşene kadar, mecburen kaldık.
Mahkemenin bitiminden sonra, QAZÎ’lerin kaçmamaları için etrafı askerlerce korunan bir odadabekletiliyordu. Alınan karar doğrultusunda herbiri on asker refakatinde ayrı otomobillere bindirildiler.Onlara; „sizi Tahran’a göndereceğiz.“denildi. QAZÎ’leri birer birer ÇIWARÇIRA meydanına getirilmesi için, Mahabad Askeri Komutanlığındanemir verildi.

Ben de dergi için hazırladığım raporu tamamlamaküzere zindana gittim. Bir askerle birliktezindanın içine girdiğimizde Qazî Muhamed’igördüm, namaz kılıyordu. Bir asker Qazî’ye dedi:Hazırlığınızı görün sizi Tahran’a göndereceğiz.Sedrî ve Seyfî, bilhasa da Sedrî Qazî(Ebû ElQasım) bu karardan çok memnun görünüyordu.Qazî Muhamed selamı verdikten sonra,gelişimizin ve söylediğimiz sözün onda hiçbir etkiyaratmadığını gördük. Hızlı bir şekilde eşyalarınıtoplayıp hazırlandılar ve dediler: „Müsaade edinde Tahran’a gidişimizle ilgili ailelerimizi haberdaredelim ki yol harçlığımız için bize paragetirsinler.“
Oradaki asker: „Hayır, gerekmiyor, komutan yolharçlığınız için gereken parayı, bu işten sorumlu askere vermiştir, bundan dolayı sizin para getirmenize gerek yoktur.“ diyerek isteklerini redetti.

Alınan karardan sonra, Qazî’lerin her biri onaskerle birlikte ayrı kamyonlara bindirilerekgötürüldü. O gün askeri komutanlık tarafındanşehir merkezinde olağanüstü durum ilan edilmişti,her nevi sokağa çıkma yasaklanmıştı. Şehrinmerkezi ve çevresi, silahlı asker ve subaylartarafından sarılmıştı. Yarım saat içerisindeQazî’lerin her biri on askerle birlikte kamyonlarabindirildi; Qazi Muhamed birinci kamyona, SeyfîQazî ikinci kamyona ve Sedrî Qazî de üçüncü kamyonabindirilerek hareket emrini beklediler.
Kürt halkının korkutulması ve İran askerlerinincesaretlendirilmesi için, Qazîlerin Mahabad şehrinin merkezinde bulunan ÇIWARÇIRA meydanında idam edilmeleri kararı, Tahran’da alınmıştı.Mahkeme heyeti Mahabad’a doğru geldiği zaman,askeri komutanlık, şehrin güvenliğini sağlayacakaskerleri yerleştirmek bahanesiyle, ÇIWARÇIRAmeydanı etrafındaki evleri boşaltılar. Qazîleringötürüldüğü meydandaki evin üç kapısı vardı;kapılardan biri meydana açılıyordu, ikincisi demeydanın tersi istikamette açılıyordu ve üçüncükapı da evin küçük avlusuna doğru açılıyordu.
Qazî Muhamed’in içinde bulunduğu kamyonunmeydan tarafına gitmesi emri verildi ve kamyonÇıwarçıra’daki evin kapısında durduğu zamanQazî Muhamed sordu; neden beni burada indiriyorsunuz?

Asker cevapladı: Tahran’a gidişiniz buradan organize edilecektir ve kalan birkaç soru da burada size sorulacaktır. Qazî Muhamed arabadan indi ve evin içerisine girdiği zaman, karşısında AlbayNikuzad, bir Kürt imam ve birkaç silahlı subayı gördü, aynı zamanda odada büyük bir masa ve üzerinde de bir Kuran vardı ve Tahran’dan Mahabad’a gelen sağlık müdürü de ordaydı. Orda anladı ki Tahran’a gitme olayı yalandır, bu bahaneyle onları ÇIWARÇIRA meydanına getirmişler.

Yargıç Albay Nikuzad mahkeme hükmünü okumaya başladı ve Qazî’ye dedi: Bu hükmün şimdi yerine getirilmesi gerekiyor. Eğer bir vasiyetinvarsa söyle yada yaz.
Qazî Muhamed hızlı bir şekilde masanın başınageçti ve vasiyetnamesini yazmaya başladı. Fakat yorgun olduğu görülmekteydi, bunun için birkaçsayfa yazdıktan sonra Mahabad imamınaseslenerek dedi: Gel söyleyeceklerimi yaz.

Qazî Muhamed, çok net bir şekilde konuşuyordu ve ona yazdırıyordu. Dedi yaz bakalım, gelecekte Kürt ulusunun çocukları ondan faydalanması için filan yer ve filan toprak, okul, hastaneve cami içindir. Kürt halkı için birliğinizi,bütünlüğünüzü oluşturun ve birbirinizi sevin diye nasihatlarda bulundu. Vasiyetnamenin yazımı bittikten sonra, namaz kılmaya başladı ve bütünbunlar da 2,5 saat sürdü. Yargıç bu süre içerisinde çok sıkıntılı görünüyordu, bir an önce Tahran’a dönmek istiyordu. Qazî Muhamed vasiyetnamesini yazıp namazını kıldıktan ve dileklerini Allaha bildirdikten sonra, Kürt halkına vasiyetname ve birkaç nasihat yazmak için yetkililerden izin vermelerini istedi, yargıç da o izini verdi.

İstediği kalem ve kağıt verildi, O da Yargıç AlbayNikuzad ve orada bulunan diğer her kesin duyacağı ve anlayacağı şekilde, imama söyleyeceklerini yazmasını istedi. Qazî: „Mele sana söyleyeceğim her şeyi yaz.“Mele: „Kurban olduğum ne yazayım, ben sizinkonuştuğunuz şekilde (Kürtçe) yazmıyorum,Kürtçe yazmam için yargıcın izin vermesi gerekiyor.“

Qazî Muhamed kızarak cevapladı: „Yargıç kimdir?Bana izin verip vermemesi nedir? Ben sanasöylüyorum.“

(Kiyomers Salih diyor: Burada, Qazî MuhamedMeleye(İmama) Farsça söylediği şeyleri Kürtçe’yeçevirip yazmasını istiyordu)İmam dedi: Kurban, beni bağışlayınız, Kürtçeyazmasını bilmiyorum.Qazî Muhamed (kızarak) dedi: Bu da Kürt ulusunun diğer bir bahtı karalığıdır.

Qazî Muhamed kalemi eline alarak, düzgün veçok güzel bir yazıyla vasiyetnamesini kendisi yazmaya başladı:

Büyük ve şefkatli Allahın adıyla,Kürt ulusu ve değerli kardeşlerime;Hakları gasp edilen kardeşlerim! Zulme maruzkalan ulusum! Ben yaşamımın sonanlarında sizlere birkaç öğütte bulunmakistiyorum: Allah’ın hatırı için artık birbirinizedüşmanlık yapmayınız, birbirinizi koruyun,birbirinize yardımcı olun, zulme ve zorbadüşmana karşı koyun, kendinizi düşmanasatmayın, düşman kendi işini sizegördürünceye kadar size katlanır, fakat şunubiliniz ki hiçbir zaman size acımaz ve güvenmez.

Kürt ulusunun düşmanları çoktur, zalimdir,zorbadır ve merhametsizdir. Bütün uluslarınve halkların başarısının sembolü birlik vebütünlüktür, ulusal dayanışmadır. Birliği vebütünlüğü olmayan uluslar, sürekli düşmanlarınınegemenliği altında olurlar. Kürtulusu! Yeryüzündeki diğer uluslardan hiçbirşeyiniz eksik değildir, belki de yiğitlikte, becerideve gayret gösterme yönünde kurtulmuşolan çok ulustan da ilerdesin. Zorbadüşmanlarının elinden kurtulan diğeruluslar da sizin gibidir, fakat kendi birliğinioluşturanlar kurtuldular. Siz de yeryüzündeki diğer bütün uluslar gibi artık esaretaltında kalmayın. Ancak birlikle, kıskanmadan,kendini düşmana satmadan ve tahammülleulusumuz kurtulabilir.

Kardeşlerim! Kürt düşmanları hangi renktenve ulustan olursa olsun her zaman düşmandır; acımasızdır, vicdansızdır, sizinkendi elinizle sizi öldürecektir, onursuzlaştıracakyalan ve hilebazlıkla sizi kandırıp birbirinizedüşürecektir. Kürt ulusunun bütündüşmanları içerisinde Acemler hepsinden daha zalim, mel’un, tanrıtanımaz ve acımasızolanıdır. Kürt ulusuna karşı hiçbir suç işlemekten kaçınmaz, Kürt ulusuna karşı tarihten gelen bir kini ve nefreti olmuş ve bugün de devam etmektedir. Şıkakili İsmailAğa’dan tutun kardeşi Cevher Ağa, Menguri’li Hamza Ağa ve diğerlerine kada halkınızın bütün büyüklerini kandırdılar, yalnızlaştırıp halkın desteğinden yoksunbıraktılar ve onlara Kur’an adına yemin ederek Acemlerin onlara hayırlı bir niyetle yaklaştığına onları inandırıp kalleşçe öldürdüler. Ama Kürtler, Acemlerin ettikleri yemin ve verdikleri sözlere çabuk inanıp ve kandırılırlar. Fakat geçmiş tarihten günümüze kadar hiç kimse Acemlerin Kürtlere verdikleri sözleri ve yaptıkları antlaşmaları yerinegetirdiklerini görmemiştir, sürekli yalansöyleyip ve hilebazlık yapmışlar. Ben, sizinküçük bir kardeşiniz olarak, Allahın yollundave Allahın hatırı için size diyorum birlikolun ve hiçbir zaman birbirinizi yalnızbırakmayın. Çok iyi bilin eğer Acem size balverirse, biliniz ki içine zehir katmıştır. Acemlerinsözüne, yeminine ve yalanına kanmayınız,eğer bin kere kutsal kitaba el bassa dave size söz verse de inanmayın, çok iyi biliniz ki tek amaçları sizi kandırmaktır.

Şu anda yaşamımın son saatlerindeyim veyüce Allahın hatırı için size nasihat ediyorumve size söylüyorum: Allah bilirmücadelemle, başımla, canımla, nasihat vedoğru yolu göstermekle elimden gelen çalışmayıyapmışım. Şimdi de içinde bulunduğumşu anda da sizleri uyarıyorum ki artıkAcemlere kanmayın ve Kur’an’a el basıpyemin etmelerine, verdikleri söz ve yaptıklarıanlaşmalara inanmayın. Çünkü Acemler Allahı tanımadıkları gibi Allaha ve peygamberine, kıyamet gününde hesap vermeye de inanmazlar. Onlar açısından müslüman olsanızda Kürt olduğunuz için suçlusunuz, onlar için düşmansınız, başınız, canınız ve malınız onlar için helaldir ve bunu ganimet olarak bilirler. Her ne kadar size verdiğim söz, sizi hain düşmanın elinde bırakıp gitmek değil idiyse de, düşündüğüm zaman,çoğu kere büyük yiğitlerimiz de yemin, yalan ve hile ile Acemler tarafından yakalanıp öldürülmüşler. Düşman, yiğitlik meydanında onlara karşı duramayacağını bildiğinden,çaresiz kaldıkları zamanlarda yalan vehile ile onları kandırıp öldürmüştür.

Bütün bunları sürekli düşünüyordum ve hiçbir zaman Acemlere güvenmedim. Acemler burayı tekrar işgal etmeden önce, Acem devleti ve Şahın kendisi bir çok kere göndermiş olduğu mektuplarla, tanınmış Kürt veFars şahsiyetleri aracılığıyla Kürdistan’da bir damla kanın dökülmemesi için büyük söz ve vaatlerle, ellerinden gelen gayreti ve iyi niyetigöstereceğini belirtmiştir. Şu anda siz Acemlerin verdikleri söz ve antlaşmaları gözlerinizle görüyorsunuz. Eğer bazı bölgekomutanları ve Kürt aşiret reisleri ihanetyapmasaydı ve kendini Acem hükümetinesatmasaydı, bu yaşadıklarımız bizim, sizinve Cumhuriyetimizin başına gelmezdi.

Size vasiyetim ve nasihatim şudur ki; çocuklarınızokusun, çünkü bizim Kürt ulusuolarak diğer uluslardan hiçbir eksikliğimizyoktur, yalnız okumak yetmez, öyle bir okuyunki uluslar kervanından geri kalmayasınız,okumak düşman için öldürücü birsilahtır. İnanın ki eğer kendi aranızda birlik,bütünlük ve okumuşluk iyi durumda olursa,düşmanı daha kolay yenmiş olursunuz. Olmayaki benim, kardeşimin ve amcamoğlunun öldürülmesiyle korkasınız, umudunuzave amacınıza ulaşana kadar bizim gibidaha birçok insanın başını bu yolda kurbanvereceksiniz.

İnanıyorum ki içinizden çoksayıda insan da kandırılıp koparılacaktır.İnanıyorum ki bizden sonra gelecek dahabecerikli ve bilinçli insanlarımız da Acemlertarafından kandırılacaktır, fakat umut ederimki bizim ölümümüzden ders ve ibretalırsınız. Kürt ulusuna sadık olanlar! Sizediğer bir vasiyetim de şudur ki Kürtulusunun bağımsızlığı için ne yapıyorsanız,yüce Allahtan dileyin ki size yardımcı olsun,ben çok iyi inanıyorum ki yüce Allah sizeyardımcı olacaktır ve başarılı olacaksınız.

Sen, niye başarmadın? diye benden sorabilirsiniz.Size vereceğim cevapta diyorum:O yüce Allahın adına ben başardım, kendihalkının ve ulusunun kurtuluşu yolundabaşını, canını ve malını kurban etmektendaha büyük bir başarı var mıdır? İnanın ki eğer ölüm Allah ve Onun peygamberi yolunda,ulusum ve halkım içinse ve yüz akıylaölüyorsam, bu ölüm benim için başarıdır.

Aziz Kardeşlerim! Kürdistan her kürdün evidir, nasıl ki birevdeki aile bireylerinin her biri bildiği işten sorumlu ve meşgul ise, işte Kürdistan da o ev gibidir. Eğer o evin üyelerinden birisininbir işin üstesinden geldiğini görüyorsanız, ona yardımcı olun o işi yapsın. Yürüdüğüyolda o insana engeller çıkartmak doğrudeğildir, sizden biri büyük bir sorumluluküstlendiği zaman ve büyük bir yüküomuzlayıp götürdüğü zaman, o işi bildiğinive o göreve karşı büyük bir sorumlulukaltına girdiğini biliniz, bundan dolayı datahammülsüz olmayınız. Çok iyi bil ki senin Kürt kardeşin kindar ve kötü kalpli düşmanından daha iyidir. Eğer büyük bir sorumluluk üstlenmeseydim şu anda darağacının önünde olmayacaktım, onun için birbirimizekarşı tahammülsüz olmayınız. Bizim verdiğimiz emirleri yerine getirmeyenler, yalnız itaatsizlik yapmadılar, belki bize düşmanlıkda yapıyordular, çünkü biz kendimizi halkımızın hizmetçisi olarak görüyorduk. Şu an onlar kendi evinde ve çocukları arasında tatlı bir uykudadırlar, lakin biz ulusa yaptığımız hizmetten dolayı darağacının önündeyiz veşu an ben yaşamımın son adımlarını bu vasiyetnameyi yazmakla tamamlıyorum. Eğer benim omuzlarımda da büyük bir sorumluluk olmasaydı, şu an ben de sizin gibi evimde ve çocuklarımın yanında, tatlı bir uykuda olacaktım. Bizden sonrakiler içinyaptığım bu nasihatlar, benim sorumluluklarımdan biridir, eğer bu sorumluluğu benim yerime başka biri üstlenmiş olsaydı, inanıyorumki şu an benim yerimde o darağacının önünde olacaktı. İşte, ben Allahın rızasıylada almış olduğum sorumluluktan dolayı,ulusunun hizmetinde ve doğru yolda olan bir Kürt olarak bu nasihtları size yaptım ve umut ederim ki nasihatlarımı bugünden sonra tamamen dinlersiniz ve bunlar size ibret olur. Yüce Allahtan umut ederim kidüşmanlarınızı yenersiniz.
Birlik ve beraberliği savunun, kötü işler yapmayın, bilhassa sorumluluk ve hizmette birbirinizi kıskanmayın.

Allaha ve peygamberine inanın ve Allahtan gelen her şeye güvenin ve mümkün olduğu kadarıyla dini görevleriniziyerine getirin.
Düşmanın tuzaklarına daha az düşme kiçin okuyun, bilginizi ve bilimsel yanınızı geliştirin.

Düşmanlarınıza güvenmeyin ve bilhassada Acem gibi düşmanlara. Çünkü Acemler birkaç yönüyle sizin düşmanınızdır; ulusunuzun, halkınızınve dininizin düşmanıdır. Tarih göstermiştir ki her seferinde çeşitli bahanelerle Kürtlere saldırmış ve en basit suçlamalarla Kürtleri öldürmüş, onlara karşı her tür suçu işlemekten çekinmemişlerdir.
Bu dünyadaki birkaç günlük değersiz yaşam için, kendinizi düşmana satmayın,çünkü düşman düşmandır ve güvenilecek hiçbir yanı yoktur.

Birbirinize ihanet etmeyin; ne siyasi, necan, ne mal ve ne de namus olarakihanet etmeyin. Çünkü ihanetçi hemAllah katında ve hem de insana karşısuçlu ve güvenilmezdir. İhanet, bir günihanetçinin karşısına dikilir.

Eğer sizden biri ihanet yapmadan birişinizi yapabiliyorsa, ona yardımcıolun, kıskançlık ve tahammülsüzlüktendolayı karşı koymayın, Allah göstermesinona karşı yabancıların ajanlığınıyapmayın.

Okul, hastane ve cami yapılmak üzerevasiyetnamemde belirttiğim yerlerdenfaydalanmanız için, bütün gücünüzletalepte bulunun.
Sömürge durumunda olan diğer bütünmilletler gibi esaretten kurtulana kadar,mücadeleden ve çalışmadanvazgeçmeyin. Dünya malı hiçbir şeydeğil. Eğer devletiniz olursa, özgürolursanız, o zaman her şeye; mal,vatan, toprak, namus ve mülke sahibiolursunuz. Bildiğim kadarıyla Allaha olan borcumun dışında, başka hiç kimseye borcum yoktur, eğer biri çıkıp da onaborçlu olduğumu (az yada çok) iddiaederse, kendimden sonrakilere büyükbir mal varlığı bırakmışım,mirasçılarımdan bu hak talebinde bulunabilir.

Birliğinizi oluşturmadan başarılı olamazsınız.Biri birinize karşı zulüm ve zorbalık yapmayın, çünkü Allah zalimleri çok çabuk ortadan kaldırır. Bu Allahın sözüdür: Zalimler yenilecektir, Allah ondan zulmüne karşılık intikamınıalacaktır.
Umut ederim ki bu nasîhatları dinlersiniz veAllahın yardımıyla da düşmanınızı yenersiniz. Sadî’nin dediği gibi:Miradî ma nesîhet bud ve goftim Hewalit ba xuda kerdîm ve reftîm*

Ulusun ve Ülkenin Hizmetçisi Qazî MUHAMED
Qazî Muhamed vasiyetnamesini yazıp bitirdikten sonra, dönüp yargıca dedi: İstersen dinle sana okuyayım.
Yargıç: gerekmiyor.

Qazî Muhamed: İyi, islam hukukunda idam tasvipedilmediği için, beni öldüreceğiniz zaman kurşunlayarak öldürün.
Yargıç, Qazî Muhamedin bu isteğini kabul etmedi,çünkü mahkeme kararına göre iple boğulmalarıgerekiyordu.

Qazî Muhamed: Namaz kılacağım ve ölümden önceki vaciplerimi yerine getireceğim.
Kiyomers Salih diyor: İstekleri için izin verildi.Qazî Muhamed darağacının önüne gitmeden önce, dönüp kıbleye doğru baktı ve her iki elinihavaya kaldırıp yüksek bir sesle dileklerini Allaha bildirdi:

Allahım! Kendin de şahitsin ki bu ulusa hizmetetmekte hiçbir şey esirgemedim ve endişem olmadı.Allahım! Şahitsin ki senin yolunda elimdengelen her şeyi yapmışım. Allahım! Bu dünyada vekıyamette mazlumların intikamını zalimlerdenal, benim bildiğim kadarıyla bu hep böyledir.Her şeyden haberdar olan Allahım, bütün ezilen ulusları ve Kürt ulusunu da zalimlerin boyunduruğualtından kurtar.
Allah’a dileklerini bildirme ve haykırış işi, yaklaşık20 dakika sürdü. Qazî Muhamed’in Kürtçe olarak söylediği bu şeyleri, ben de mahkemede hazır bulunan Kürt imamdan Farsça anlamını soruyordum.

Bütün bu aşamalardan sonra, infazı gerçekleştirmeküzere Qazî Muhamed’i darağacının önünegötürdüler ve ilmik boynuna atıldıktan iki dakikasonra Qazî Muhamed can verdi. Saat sabahındördüydü.

Bundan sonra Kürdistan Cumhuriyeti SavunmaBakanı, Muhamed Hüseyin Seyfî Qazî’nin içinde bulunduğu otomobilin meydana doğru gelmesi için işaret verildi. Seyfî Qazî evin içine girdiğinde, karşısında yargıcı, imamı ve sağlık müdürünü gördüğü gibi meseleyi anladı, fakat hiç etkilenmedi ve bozuntuya vurmadı. Yargıç,ona mahkeme kararını okudu ve vasiyetnameni yazabileceğini söyledi. O da masanın başına oturup on sayfadan ibaret olan vasiyetnamesini yazdı. Vasiyetnamesini yazıp bitirdiğinde, sabahvakti olmuştu. Onu darağacı meydanına doğru götürdüklerinde, gözleri uzaktan Qazî Muhamed’in darağacında sallanan vücuduna ilişince,doğrudan Kürtçe devrimci sloganlar atmaya başladı, tekme ve yumruklarla asker ve subaylara saldırdı ve önüne çıkan her subayı döverek yere yığdı. Aslanlar gibi kükremiş Seyfi Qazi’nin sesinden dolayı, Çıwarçıra meydanı etrafındakievlerde bulunan bütün halk uykusundan uyandı,ellerinin yetiştiği her birini dövdü ve aslanlargibi kükreyerek haykırıyordu:
Yaşasın Qazî MUHAMED!
Yaşasın Kürtler!

Yaşasın Kürt ulusunun bağımsızlığı! Biz öleceğiz ama Kürtler hiçbir zaman ölmeyecektir!
Seyfî Qazî’nin sesi gördü ve kendisi de çok heybetli ve korkusuzdu, bunun için darağacının önüne yetiştirilene kadar tekme ve yumruklarla birkaç kişiyi yere serdi. Onun gür sesinden dolayı mahalle sakinlerinden çok sayıda insan uykusundan uyandı, ancak olağanüstü durum ilan edilmişolduğu için akşamdan beri gidiş-gelişler ve sokağa çıkma yasaklanmıştı, bunun için kimse sokağa çıkma cesaretinde bulunamadı.
Boynuna ilmik atıldıktan 2 dakika sonra koptu veSeyfî Qazî‘ yere düştü. Onu tekrar kaldırıp üçüncü darağacının önüne götürüp ilmiğiboynuna attıkları zaman, henüz can çekişiyordu. Saat, sabahın beşiydi ve her taraf aydınlık olmuştu.

Sıra Ebû El-Qasım Sedrî Qazî’ye geldi. Fakat birkaç saat kamyonda beklettikleri için sersemleşmişti ve aynı zamanda idam meydanından uzak olmadığı için de büyük ihtimalle SeyfîQazî’nin haykırışlarını da duymuştur. Bundan dolayı bir dereceye kadar durumun ne olduğunu anlamıştı.

Seyfî Qazî’yi kamyondan indirip yukarı çıkarttıklarında,yargıcı imamı ve bizi görünce durumu anladı ve yalvarmaya başladı ve dedi:Benim hiçbir sucum yoktur, durumum tam netleşenekadar beni Tahran’a göndermeniz için ricaediyorum
Mahabad’lı İmamı ona dedi: „Ayıptır utan biraz,onlara yalvarma, diğerleri gibi yiğit ol, bundan sonra yalvarmak derdine derman olmaz, bu mahkeme kararıdır ve yerine getirilmesi gerekir,neden yiğitçe ölmüyorsun? Yiğitçe yaşadın,yiğitçe de öl. Niçin düşmanın gönlünü hoş ediyorsun? Onlar düşmandır, sizi asacaklar.“İmam’ın bu sözleri onu etkiledi, bundan dolayı oturdu ve vasiyetnamesini yazmaya başladı.*

Kiyomers Salih yazıyor: Seyfî Qazî vasiyetnamesini tamamladıktan sonra darağacı meydanına doğru götürüldü, gözü Qazî MUHAMED veSeyfî QAZÎ’nin darağacına asılı bedenine ilişince durumu kötüleşti ve ağlamaklı oldu, dizlerininbağı çözüldü, bu durumda subaylar onu kucaklayıp götürüp ilmiği boynuna atmak zorunda kaldılar. Onu da idam ettikten sonra, böylece her üç Kürt liderin idam işi de bitmiş oldu.
Onların idamından sonra, bizi Tahrandan getirenotomobil ÇIWARÇIRA meydanın biraz ötesindehazır bir şekilde bekliyordu. Eşyalarımız bizdenönce otomobile bindirildiği için, mahkemeheyeti, ben ve birkaç subay hızlı bir şekilde otomobilebindik ve Miyandıwaw ve Tabriz’e doğruhareket ettik. Sabah saat 10:00 da Tebriz’e Miyandıwaw’aulaştık.
Doğrusu, Kürt önderlerinin bu derece korkusuz,yiğitçe ve şerefli bir duruş göstereceklerine inanmıyordum. Şu ana kadar da Qazî MUHAMED’in sesi kulaklarımda çınlıyor; „Allahım, mazlumların hakkını zalimlere bırakma“, ya SeyfîQazî’nin o meydanı ve çevresini dolduran haykırışı, asker ve subaylara salladığı yumruk ve tekmeler, bütün bunlar hafızama kazınmış ve sürekli gözlerimin önüne geliyor.

Onlara yakınlaşmaktan korktuğum için ancak uzaktan birkaç resim çekebildim, idamdan sonrada uzaktan darağacında asılı bir resimlerini çektim. Ne zaman ve nasıl olacağını bilmiyorum, ama Qazî Muahamedin dualarının kabul edileceğine inanıyorum.
Yukarıdaki bu yazı bir bütün olarak, askeri yayın organı olan Mehname dergisinin 61. Sayısında yazılmış ve yayımlanmıştır. Şunu belirtmek gerekirki vasiyetnamedeki çok sayıda paragraf ve cümlenin üstü karalanmıştır. Benim inanancım odur ki tutanaklar üzerinde oynanmış, bilhassa da Kürt ulusuna nasihat yapılan bölüm üzerinde.Fakat askeri kadro ve diğer önemli kesimler için gizli olarak çıkartılan Wêjename adlı broşürde,karalanan yerler daha az ve her üç Qazî’ninmahkeme tutanakları da tamamen yazılmıştır.

O derginin bir sonraki sayısında Yüzbaşı KiyomersSalih diyor: „Güvenliğim bahanesiyle Wêjename’yede dağıtım izni verilmedi.“

Aynı zamanda yazısının sonunda da şöyle demektedir:“Qazî Muhamed İmam’a dedi, sabahbenim bu vasiyetnamemi ve nasihatlarımı Mahabadhalkına duyur.“Qazî Muhamed, Vasiyetnamesini İmam’ın ellinetutuşturdu, fakat idamdan sonra yargıç Qazî Muhamed’invasiyetnamesini Kürt imamdan aldı vebenim ellime tutuşturarak dedi, „bu ileride fitneolacak“, işte ben de Wêjename’de yayınladım ancak dağıtılması engellendi.“
Şunu belirtmeliyim ki Qazî Muhamed’in el yazısıolarak ailesine bıraktığı vasiyetname ile Kürtulusu için bıraktığı vasiyetname ve nasihatlarınher ikisi de İran Genel Kurmay arşivhanesindekorunmaktadır. Bununla birlikte Genel Kurmay’ınUlusal Arşivhanesinde Mehname, Wêjename veTac Kiyan’nın bütün sayılarıyla birlikte İran’dakibütün devrim ve başkaldırıların, yargılananönder ve subaylarının mahkeme tutanaklarıvardır. Örneğin Horasan, Azerbaycan, Qazwîn,Şîraz, Tahran, Esfehan, TUDEH subaylarının,Şahinşahı askerlerinin başkaldırısının, Nurî Hewayî,Milli Cephe, Dr. Musaddık taraftarlarınınve İran Şah’nın eski damadı Erdeşîr Zahıd’le birlikteŞah’ın karısı Süreya’nın mahkeme tutanaklarıorijinal şekliyle o arşivhanede korunmaktadır.

Kaynakça:
1. Tac Kiyan broşürü, İran Genel Kurmay’ı
yayını
2. Mehname Dergisi, sayı: 44-75 arası, İran
Genel Kurmay’ı yayını
4. War, Araştırma İnceleme dergisi, sayı 12,

Payîz –Zivistan 2002, s. 64-87

http://www.peyamaazadi.com

Quelle: http://bazekurdistan.com/Tarix-belge/tabid/87/ID/142/Qazi-Muhamed-Sedri-ve-Seyfi-Qazinin-Mahkeme-Savunmasi.aspx

 

http://www.peyamaazadi.org/foto/PdfDosyalari/QaziMihemed.pdf

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s