NEDEN KÜRTÇE

kd.jpg

Beni bu yazıyı yazmama iten sebep 20.12.08 tarihinde Meselci arkadaşımızın yazdığı ‘ Ez yeteme mimoza’ adlı Kürtçe şiiri ve o şiire yapılan bir yorumda Kürtçe diye bir dil olmadığına dair bir iddia. Yorum yapan arkadaş Kürtçe’yi bir şive-ağız kategorisine sokmuş bunun sebebini de ulusal birlikte aramış ve Kürtçe’nin herhangi bir ülkede resmi dil olmamasına bağlıyor. Meselci arkadaşımız da Kürtçe diye bir dil olduğunu ülkelerin bu dile tahammül etmediğini beyan etmiş yoruma karşılık.

İlk önce Meselci arkadaşımızı eleştirmekle başlayacağım. Eleştirimin belli başlı sebepleri şunlar.

1.Kürtçe’ye tahammül etmeyen ülkeler sadece Kürtlerin yoğun yaşadığı ülkelerdir. Buna değineceğim yazımın devamında.
2.Arkadaşın yazdığı şiir zihinde oluşan Kürtçe imgelerin kağıt üzerinde aktarımı konusunda yetersizdi.
3.Şiir yazılırken kolaycılığa kaçılmış. Klavyenin üzerinde olmayan hiçbir harf kullanılmamış. O harflerin yerine onları çağrıştıran harfler tercih edilmiş.

Kürtçe dünya dilleri arasında- yazılı edebiyatı olan 700 kadar dil var- yetkinlik bakımından 31. sıradadır. Türkçe ise 25. sırada. Eğer sözlü edebiyatı baz alırsak Kürtçe’nin çok yukarılarda olacağını söylemek abartı olmayacaktır. Kürtçe Hint-Avrupa dil ailesinin Hint koluna mensup, dünya üzerinde 40 milyon insanın birbiriyle iletişim kurmak için kullandığı bir dildir. Dildir diyorum çünkü onu konuşan insanlar ‘Kürtçe dildir.’ Dedikleri için. Eğer bir ülkede insanlar ben şu dili konuşmak istiyorum, şu giysiyi giymek istiyorum dediklerinde ‘laik,hukuk,sosyal’ bir devlet bu taleplerin yerine getirilmesi için elinden geleni yapması gerek. Devletin işi etimologluk veya teologluk yapmak değildir.

Kürtçe bu ülkede yasaklandı yıllarca hatta konuşulan her Kürtçe kelime için para bile ödendi. Neden yasaklandı. İsterseniz gerekçelere bir göz atalım.

1.Kürtçe diye dil yoktur. Farsça’nın bir lehçesi denildi.
Diyelim ki öyle olsun. Neden Farsça’yı yasaklıyorsunuz ki. Öyle ise İran konsolosluk yetkileri de Farsça konuşmasınlar. Madem Farsça’yı yasaklıyorsunuz diğer dilleri de yasaklayın. Diğerlerin ne farkı var ki. Mesela İngilizce ve Almanca.

2. Kürtçe diye bir dil yoktur. Türkçe’nin bir lehçesidir.
Adama sormazlar mı neden anadilini yasaklıyorsunuz diye. Anayasa bu ülkenin dili Türkçe’dir diyor. Uygulanan yasak anayasaya aykırı olmaz mı?
3.Ulusal birlik için bu dil yasaklanmalı.

Ne ulusal birliği Allah aşkına. Bu ülke ne zaman ulus oldu ki. Tamam T.C kurulurken amaçla kuruldu hatta o yüzden Ermenilerde kovuldu bu topraklardan. Ama çok partili rejim ve isyanlar bunda başarı sağlanmayacağını bize gösterdi.
Bunlar o dili yasaklayan zihniyetin birkaç müdafaası. Ne kadar çelişkili ifadeler değil mi?

İşin ilginç tarafı ne biliyor musunuz? Bu güne kadar ben bu ülkede bir Türk edebiyatçısından kalkıp da Kürtçe ile lakalı olumsuz bir demeç duymadım. Kimler dedi peki. Siyasetçiler. Dikkat edin politikacı demiyorum siyasetçiler diyorum. İkisi çok farklı kavramlardır. Siyaset Arapça kökenli bir kelimedir. ‘seyis’ kelimesini türevidir. Kelime köken olarak ‘ terbiye etmek’ manasına gelir. Ama politika Yunanca kökenli bir kelimedir. ‘polis’ yani kent kelimesinin türevidir. Kelime anlam olarak ülkenin refahı için her türlü erdemli davranışı yerine getirmek manasındadır.

İlginçtir aleviler söz konusu olduğunda siyasetçilerimiz başta olmak üzere herkes antropolog kesiliyor. Aleviliğin islamdaki yeri ve İslam öncesi donemdeki uzantılarını araştırıyor. Kürtçe söz konusu olunca o guruh bu defa etimolog kesiliyor, dilin kökenini öyle bir dilin olup olmadığını konuşuyor. Türban söz konusu olunca da bu defa ilahiyatçı oluyorlar, türbanın islamdaki yerine bakıyorlar. Devlete, bize düşen şudur. Kendini farklı kimlikler altında tanımlamak isteyen grupların haklı taleplerin yerine gelmesi için yardım etmektir.

Gelgelelim Kürtçe’ye, Mehmed Uzun ‘Bu ülkede yapılacak en zor durum, Kürtçe yazmaktır’ der. Ben bundan iki anlam çıkarırım.

1.Dil devlet nezdinde tanınmadığından ne yazarsanız yazın suçtur. Ondan sonrası zaten hapis,sürgün ve ölüm.

2.Kürtlerin yazılı edebiyata oranla sözlü edebiyata daha fazla rağbet göstermeleri. Bunun sebebi okuma ve yazma,okullaşma oranının Kürtler arasında çok düşük olması.
Bir de Kürtçe’nin ortak lehçe ve şive sorunu var. Son yıllarda Kırmanci lehçesinin Botan şivesi ortak payda olduğu belirtilmiştirdir. Bir dilin çok lehçeli ve şiveli olması olumsuz bir durum mu. Değil. O dilin zenginliğidir bu. Şêrko Bêkes Sorani lehçesinde şiir yazdığında yirminin üzerinde dile çevrilirken Mehmed Uzun Kırmançi lehçesinde roman yazdığında ondan fazla dile çevrilebiliyor. Ve Kürtçe’deki lehçeler sanıldığı gibi birbirinden çok farklı değildirler. Bir dilin böyle çok başlı olması o dilin yasaklanacağı anlamına gelmez.

Kürt sözlü edebiyatı çok güçlüdür dedim. Kürt isimleri ve eserleri ile sizi yormak istemem. Ama bu kaynaktan beslenip, Kürtçe hissedip Türkçe yazan ve bunu demeçlerinde sürekli belirtmiş birkaç isim saysam yeridir. Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Ahmet Arif, Yılmaz Odabaşı, Yavuz Ekinci vs.

Şöyle bir iddia ortaya atsam galiba bazı Kürt arkadaşları da kızdıracağım. Kürtçe Latin alfabesi ile değil de Arap alfabesi ile yazılsa hem halka ulaştırmak babında hem de Kürtçe’de olup da Latin alfabesinde olmayan harflerden dolayı daha verimli olacağını düşünüyorum. Ama şu da var dünyaya entegre olmak için de Latin alfabesi şarttı.
Alın size ilginç bir örnek. Osmanlı döneminde Kürt medreselerinde fıkıh ve felsefe kitapları Kürtçe’ye çevrildikten sonra medreselerde okutulurdu. Türk medereselerinde ise Türkçe’ye çevrilmez okumak isteyen Arapça’sında öğrenirdi bilgileri. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, tevhid-i tedrisat kanunu ile her ne kadar medreseler ortadan kalkmışken de doğu ve güneydoğuda bazı yerlerde halen o medreseler yeraltından varlıklarını devam etmektedirler. Medreselerin kapatılması ile medrese yoluyla halka ulaşan Kürt dili de çok büyük bir darbe almıştır.

Kürt yazılı edebiyatı güçlü değildir demiyorum sözlü edebiyata oranla güçlü değildir diyorum. Arap tarihçi İbn Vehşiye, 855 yıllarında bitirdiği kitabında Kürtlerin Maso Sorati alfabesini kullandıklarını ve bu alfabeyle yazılmış üç kitabı gördüğünü söyler. Bu alfabenin 36 harften oluştuğunu ve Kürtlerce bu alfabeye altı harf daha eklendiğini söyler. Bunu da bir yana bırakırsak Melayi Ciziri , Feqîyê Teyran, Ahmedi Xani gibi şahsiyetler oldukça verimli eserler vermişlerdir.

Genç Kürt yazarların düştükleri önemli bir hata da şudur. Yazlı edebiyatı sanki kendileri ortaya koymuşlar gibi davranmaları. Eğer modern Kürt edebiyatının Kökünü ararsak bunu 1925- 1950 tarihlerini arasını kapsayan ve bir ekol haline gelmiş olan Hawar grubudur. Kürtçe’nin Latin alfabesine geçişi bu grupta yer alan Celalet Ali Bedirxan ve kardeşi Kamuran Bedirxan la olmuştur. Ayrıca bu donemde 1935 te ilk Kürtçe roman yazılmış. Qadri Can, Nurettin Zaza gibi hikayecileri de bu dönemde yaşamıştır. Bbu ekolun içindeki edebiyatçıların hemen hemen hepsi sürgünde, bu topraklardan ayrı gözlerini yummuşlardır.

Kürt dili bir ummandır. Ne kadar yazarsam yazayım da bitmez. Son olarak şu anekdotu yazıp bitireyim.Rus dilinin büyük ustası Çehov ölürken, son cümlesi “Ich sterbe” (Almanca, –ölüyorum) der. Almanca ölür! . biz de insanları rahat bırakalım. Kim hangi dilde ölmek istiyorsa o dil de ölsün

Quellen:

Text: http://www.edebiyatdefteri.com/yazioku.asp?id=33302&syf=2

Bild: https://de.wikipedia.org/wiki/Kurdische_Sprachen#/media/File:Kurdish_languages_map.svg

Advertisements

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s